25 Nisan 2018 Çarşamba

"DAHA NE KADAR EĞİLECEKSİN?"




"DAHA NE KADAR EĞİLECEKSİN?"



Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve Abdullah Gül'ün siyasi duruşları bu kadar açık ve birbirine yakından halen birileri "CHP'nin adayının Abdullah Gül olacağı kesin değil ki henüz" diyor, diyebiliyor. Partizan ve teslimiyetçi bir refleksle.

Kılıçdaroğlu katıldığı bir programda Abdullah Gül için "Tarafsızdı, kendisine saygı duyuyorum" demedi mi?

Kumpas davalarda "Bana anlattıklarınızı delillendirip savcıya da anlatın, hepsi yakalansın, yargılansın" diyerek kumpas davalarının fişeğini ateşleyen Gül mü tarafsız ve saygındı?

Çözüm süreci adı verilen "the süreç"te "Çok güzel şeyler olacak" diyen Gül mü tarafsız ve saygındı?

FETÖ'nün korunup kollanması için genelgeler yayınlayan, her 10 Kasım'da insanların aklıyla dalga geçer gibi "sağlık gerekçesi ile mazeret sunan" kişi mi saygın ve tarafsız?

Soruyu tersten soralım,

Bunları yapan bir kişi, kimlerin gözünde saygın olur?

Kemalistlerin mi karşı devrimcilerin mi?

Atatürkçülerin mi bölücülerin mi?

Laiklik hassasiyeti olanların mı gericilerin mi?

Partilerinin liderinin Abdullah Gül gibi birisine olan bu bakış açısı, Abdullah Gül'ü aday göstermekten de seçim kaybetmekten de daha büyük bir tehlike değil midir?

Kılıçdaroğlu böyle bir kişi için "tarafsız ve saygın" dediği yerde CHP seçmeninin yeri yerinden oynatması gerekmiyor muydu?

CHP seçmeni o tepkiyi verebilse bugün Abdullah Gül iddiası "yalanlanmadan" ortada dolaşabilir miydi?

SORU'N - CEVAP

Değil aday göstermek, halen Abdullah Gül iddialarını yalanlamamak bile Kılıçdaroğlu'nun siyasi "görevini" anlamak için yeterli değil mi? Bu adamın Kemalizm düşmanı olduğunu anlamak için daha ne yapması lazım?

Kılıçdaroğlu; CHP seçmenini çiğneme pahasına her fırsatta Altan kardeşlere ve Ilıcak'a neden sahip çıkıyorsa Abdullah Gül'e de aynı sebepten saygı ve sevgi duyuyor. Çünkü anti Kemalist, militan Sosyal Demokrat ideoloji, tavır bunu gerektirir. O da "gereğini" yapıyor!

Halen birileri de bu durumu "hata yapmak", "yanlışa düşmek" olarak görüyor. Oysa Kılıçdaroğlu asla hata yapmıyor. Her şeyi bilerek tercih ediyor. Çünkü bu yüzden o koltukta. Bu yüzden o koltuğa getirildi.

Emperyalizmin her uydusu her sıfat ve kurumda aynı cümlelerle konuşamaz. İşgal ettiği yapının bazı hassasiyetlerine de uyuyor gibi görünmek zorundadır. CHP Genel Başkanı olarak emperyalizm sözcülüğü zaten bu kadar yapılır. Yapılabilir, gelecek tepkilerden ötürü.

Daha bu adamın ne yapması ne söylemesi lazım, sizden olmadığını, bizden olmadığını anlamanız için?

Bu saatten sonra Kılıçdaroğlu'nda iyi niyet arayabilen, ya algı sorunu yaşıyordur ya da kötü niyetlidir.

***

CHP seçmeni, sırf AKP tehdidi var diye susmaya, ödün vermeye, partisinin CHP görünümlü AKP'ye dönüşmesine daha ne kadar izin verecek?

Atatürk'ün de dediği gibi:
"İdare-i maslahatçılar esaslı devrimler yapamaz."

İdare-i maslahatçılardan da devrimci çıkmaz.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
25 NİSAN 2018

23 Nisan 2018 Pazartesi

TEŞEKKÜRLER TÜRK YILDIZLARI...





Bugün Türk Yıldızları Mersin'de inanılmaz bir gösteri düzenlediler.


Gösteriye katılım inanılmaz yoğundu ve her yaştan çok fazla kişinin üzerinde Atatürk tişörtleri vardı farklı farklı desenlerde.


Gösteriyi sunan Türk Yıldızları yetkilisi sürekli ulusal kimlik, Cumhuriyet ve Atatürk vurgusu yaptı.

Birçok kişiden şuna benzer söz duydum: "Uzun süredir bu kadar duygulanmamış, milli duygularım kabarmamıştı. Bayramlarımızı o kadar unutturdular ki bizlere, uzun süreden sonra milli bayram olduğunu hissettim."

Hatta birisi, "Ben kendimden bile şüpheye düşmeye başlamıştım bende bazı duygular yok oldu mu diye ama bugün gördüm ki yok olmamış, yerli yerinde." dedi.

İnsanımız gerçekten Milli, Atatürk ve Cumhuriyet kazanımları konusunda samimi ve alanında başarılı insanlara o kadar özlem dolu ki...

Ve böyle insanlar ortaya çıktığında onların arkasında o kadar sağlam duruyor ve duracak ki...

O gösteriyi yapan askeri kendisi gören, kendisinden bir parça bilen bir ulus Türk ulusu.



Devletinin askeri değil, askerinin devleti...

Askerinin devlet kurduğu bir millet Türk ulusu, çünkü o ordu; Kuvayi Milliye: Asker; yurttaşın bizzat kendisi, atası, dedesi, ninesi...

Ayakları ve kalbi bu coğrafyada, bu ülke için atmayan mekanik aksanlı insanların sosyolojik çıkarımları ya da sığ "militarist" yaftalamaları ile izah edilebilecek olandan çok daha fazlası var bu ülkenin insanında...

Ve yıllarca her tür demografik, ekonomik ve siyasi operasyona rağmen.

Bugün o pilotları ve o kalabalığın gururunu gören bir insan nasıl umutsuz olabilir ki?

Teşekkürler Türk Yıldızları...

Bugün birçok insana hayatlarının en gurur dolu 23 Nisan'ını yaşattınız...

Devlet kurma, devlet yönetme ve devlet terbiyesi, içgüdüsü, aklı başka bir şeydir. Kabile kafası ile ülke yönetenler anlayamaz da yok edemez de.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
23 NİSAN 2018

(Fotoğraf: Sena Yaşar
Video: Çağdaş Bayraktar )


22 Nisan 2018 Pazar

İYİ PARTİNİN STRATEJİK İNTİHARI - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR

Kılıçdaroğlu çok akıllı bir hamle yaptı, tabii kendi yönetimi için...

Neden mi?

CHP'den İYİ Parti'ye geçecek vekiller olduğu zaten siyasi kulislerde konuşuluyor ve biliniyordu.

Bu hamlesiyle "birileri istifa etmedi, yönlendirildi."

Bu hamleyle Kılıçdaroğlu CHP'si, İyi Parti'ye "büyüklük" yaptı, böyle psikolojik üstünlük sağladı. Sonuçta son dönemde İYİ partinin enerjisi CHP'nin çok çok üzerindeydi, hem siyasetçi hem seçmen bazında. En azından bunu dengelemiş oldu.

Birileri çok inanmayacak ama bu hamleyle İyi Parti'nin mağduriyeti törpülendi, mağduriyetin halkta nasıl etki yarattığı aşikarken.

Öte yandan İyi Parti'nin oy almak istediği alan daraltıldı, çünkü CHP'nin bu hamlesi İyi Parti ile CHP'yi bir blok olarak gösterdi, bu da AKP'den İyi Parti'ye oy geçişini engellemek demekti.

Kılıçdaroğlu bu hamleyle hem İyi Parti'ye görülenin aksine alan daralttı, hem kendi yerini sağlamlaştıracak hamle yapmış oldu. Hem de Erdoğan AKP'sinin, kendi seçmeninde İyi Parti'ye doğru olacak geçişi en aza indirgedi.

(Artık bazı CHP'liler, sıkıştıklarında birilerini Vatan Partili ilan ettiği gibi İyi Partililerle tartışmalarında da onlara çok kolay "seçime bile bizim sayemizde girdiniz" deyip başka insanları bu minnetle ile terbiye eder. )
İyi Parti, kendisini CHP ve AKP'nin dışında başka bir yerde konumluyordu, artık bu iddiasında bulunamaz.

Yapılması gereken, ancak ikinci turda ilk turun sonuçlarına göre ve de "zorunlu" ittifak algısı yaratmaktı. Tam tersi yapıldı. Ekmeleddin tercihinde seçime "çatı" algısı ile başlama hatasında olduğu gibi diyeceğim ama bunlar hata değil, bilinçli tercih.

Her şey, Erdoğan'ı Başkan yapmak için.

Ama bunu görmeyenler şimdiden Kılıçdaroğlu kutsamasına başladı...

Tam da Kılıçdaroğlu'nun istediği gibi.

Sahi, "kandırılanlar" kimlerdi?

Ve de düşünün, AKP'den memnun olmayan bir seçmensiniz, oy vermekle vermemek arasında ikilemde kalan. Öte yandan da yandaş kanalların ve iktidarın algısıyla "Cehape alerjiniz" de var. Bu birleşmeden önce İyi Parti'ye oy verme şansınız ne kadardı, bu "erken ittifak"tan sonra ne kadar?

Velhasıl, erken seçimi erken ittifak belirledi.

Bahçeli'nin içeriden yaptığı ile Kılıçdaroğlu'nun dışarıdan yaptığı arasında bir fark yok, tamamlayıcılık var.



ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
22 NİSAN 2018

20 Nisan 2018 Cuma

1- RÜYA. VE EKSİK KALAN İKİ KELİME - MİSİLLEME KURŞUNKALEM




"Kenara çekmişim bugün bir yokluk etkisinde 

yükümü ben boşalttım hükümü giydiren bir çift gözümde"

[ Küs, Kayra & Saian ]

***

Masamın üzerinde duruyor meyve tabağı. Normalde daha iştahla yiyebilirdim. Ama annem getirdi, annem hemşireydi, annem bana iğne vuracaktı, annemin eli hafifti ama nedense bu iğneden ilki üç gün önce sıcak temastaydı ve hiç olmadığı kadar acıtmıştı. Zaten insanı en çok acıtmayacağını sandığı şeyler acıttığında daha çok kanatmaz mıydı? Kanattı, kanıttı.

Belki de bu yazı, edebi ve dışa vurumsal tüm kaygılardan ziyade vakit kazanmak içindir yönelik, anneme... Annemin elinde hedefe yönelecek iğneye.

Sıradan olmayan insanların sıradan olmayan duygularını tanımlayan cümleleri başlıklarda heba etmek istememişimdir pek. Hızlı hücum maçı kurtarır belki, belki de sete dönmesi gereken anlarda acele kararlarla sete dönmüştür hayat da monotonluğu bundan. Bilinmez...

Meyve tabağının karşısına geçtim... Ya karşısındaki masayı devirip kendime mevzi yapacaktım, ya da masayı devirmeyip masaya koyduğum bilgisayarla aynı kelimelerden kaleler yapıp içinde savaşacaktım. Sonuç, okunandan hallice ve malum.

Tanrılar okulunda devamsızlık sorunu var mıdır bilmiyorum, ama mümkün olduğunca öneriyorum, değişim vakti geldiğine inandıklarıma.

Tutku, özgürlük, yalnızlık. 

Bunların üçü düzenli bir cümle olsa, gizli öznesi muhtemelen özlem olurdu, belirtili nesnesi de "keşke".

Bugün, "idare-i maslahat edin" diyenlere karşı "idare-i maslahatçılar esaslı devrim yapamaz" deyip devrim yapanlar olmasaydı, bugün yine idare-i maslahatçılar tarafından yönetilebilirdik ama yumruklarımız geleceğe dair bu kadar kararlı sıkılmazdı, gelecek güzel günlerin tüm hesabını yapma, bedeline katlanma pahasına. (Hiç bazıları üstüne alınıp da moda girmesin; Kılıçdaroğlu üzerinden mevcut düzende çözüme inananlar tabii ki sandıklarının aksine tapındıkları ve çözüm aradıkları sandıkları ile idare-i maslahat cephesinde.)

Annem elinde iğneyle odaya gelir.

Ben de tamamen yapay ama inandırıcı ve kararlı bir ifade,

- Yazı yazıyorum anne, sonra...

- Tamam oğlum, kapıyı kapatayım da cereyanda kalma.

(Kadın bilmiyor ki iç dünyamızda biz ne cereyanlarda kaldık. Hangi kapılar yüzümüze öyle bir kapandı ki biz açık olması için soğuğu iliğimize kadar almaya razıydık.)
(Ama bu da çok arabesk oldu be!)
(Bazen olur öyle.)

Ve işe yarar. 

Kaçınılmaz sonlara karşı zaman kazanmak bizi neden mutlu eder, sonucu değiştiremedikten sonra?

...

***

"Çok bilmiş ama ukala değil. Çok vicdanlı ama saf değil. Çok zeki ama kurnaz değil."

Övgülerle durum tespitlerinin at iziyle it izinin birbirine karıştığı gibi karıştığı dönemde övgülerden mutlu olmak, övenin cellat değil de iyi biz gözlemci olmasıyla anca, muhakkak.

Hafif daraldığın anda ruhunu okşarcasına esen rüzgar gibi dahil olur Saian, yazının kalbine:

"Zamanı yelkovanla küs geçirmek 
nedense hepsi memnun 
ne derse yaptılar 
ne denli sadıksın 
korkularına yenisi eklenir ama çıkışa kapalı kapıların 
ve sen de dargınsın..."

Gez-göz-arpacık'çasına irade-cesaret-işaret dediğim namludan vurmaya çalışıyorum hayatı, ıskalamadan. Payımıza at-avrat-silahtan atın kafası kalırsa diye inceden karıncalanarak. Edebiyata siyasi kaygılarla müdahale etmeye kalkan feministleri yazının sonundaki bekleme salonuna alıyoruz ve insan zor zamanlarda anlıyor kendisine en iyi geleni:

Kantaron yağı tabii ki!

Elçiye zeval olmadığı yerde elçi kellelerinden geçilmez tarihin çöplüğü. Cümleler arasındaki kopukluk, bazıları için tam tersi "bağlanma"nın göstergesidir belki de ve de uyumun.
(Senâ da şimdi bu kısma gereğinden fazla anlam yoracak.)(- Yok be olum...)

Çok küçüktük. Çok olmasa da küçüktük. Msn vardı. Oradan değer verdiğimiz insanlarla görüntülü konuşmalar yapardık. Üzerinde sevdiğimiz takımın forması olanlarla yapıldığında bu görüşmeler, mutluluktan ağlardık, "haşyetten bayılamadığımız yerde."

"Çağımızda hakikatin coşkusu, coşkuların da hakikati yok" demiş Karl Marx. İşte bu gerçekle yüzleştiğin yerde, hayatının merkezinde olmasını istediğin insanlar seni teğet bile geçmezken, hayatlarınızı karşılıklı olarak uzaktan izlediğiniz insanların cümleleriyle ısınabiliyor ruhunuz, dostlukla, vefayla, suçsa şayet, ortakla.

İsteksizliğimle alerjim kimyasal tepkimeye girince, Mersin günlerim odamdan ibaretleşiyor ibretlik biçimde. Kaan abi kelime oyunlarımı provoke etmese, Tantuni, atom ve ciğerin yanında gelen ezme salata bari sırtını dönmese...

İrade,
işaret,
cesaret Tanrım.

(İmla hatası yaptığınızda bunu ruh halinizle ilişkilendiren, ilişkilendirmekle de kalmayıp endişelenen insanlara değer verin. Bir de imla hatası yapsa da yapmamak için çaba sarf eden, eleştiriyi sadece birinci seferde değil, beşinci seferde de kişiliğine saldırı anlamayanlara. 
Ve de bir an öyle yapsa da sonrasında bunun telafisini başaranlara da.)

***

Olmak isteyip de olamadığımız ya da olamadığımız için olmayan ne çok rakı masası, sırf bu yüzden  Mustafa Kemal'e kalkamayan ne çok kadeh. 
Haliyle Resneli Niyazi'ye, Tıbbıyeli Hikmet'e ve Reşit Galip'e de... Afiyet olsun, iç geçirmeden içebilene, böyle bir şey mümkünse.

MİSİLLEME KURŞUNKALEM
20 NİSAN 2018 2326
Reşit Galip Mersin'i.


16 Nisan 2018 Pazartesi

SÖZCÜ KİME SÖZCÜ, KİME GÖZCÜ? - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR


Her pazartesi günü tarih yazıları yayımlanan Sinan Meydan'ın hatırına ve onun bu yazılarını okuyup, arşivlemek için aldığım Sözcü gazetesi; 16 Nisan 2018 tarihli sayısı ile yine "Sahte muhalefet nasıl meşrulaştırılır?", "Halkın tepkisi nasıl başka yere kanalize edilir?" ve "İktidar muhalifliği, (sahte)muhalefet yandaşlığı ile nasıl niteliksizleştirilir?" sorularının yanıtları özelliğine sahip...

Gazetenin birinci sayfasında üst manşet aynen şu şekilde:

"CHP Lideri Kılıçdaroğlu, referandumun birinci yılını Sözcü'ye değerlendirdi:" [1]

Referandumun yıl dönümünde referandumu, o günün en suçlu, pasif kişisine, temsil ettiği kitlenin oylarını iktidar partisine teslim eden hem de bunu belki de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en şaibeli seçiminde yapan kişiye sormak nasıl bir aymazlık, nasıl bir aklama girişimidir?

Röportajı gerçekleştiren Saygı Öztürk, Kılıçdaroğlu'na "Referandumdaki stratejinizden ötürü pişman mısınız?" sorusunu sormuş mu?

Hayır.

"Referandumda engel olamadığınız seçim hilesine Başkanlık seçimlerinde ne yaparak engel olmayı planlıyorsunuz?" sorusunu sorabilmiş mi?

Hayır.

Tabi bu soru sorulmayınca, alınacak yanıta yönelik sorulacak "Madem bunu yapacak yolunuz vardı, bunu referandumda neden kullanmadınız?" sorusu da sorul(a)mamış.

Birileri için "yandaşlık", "çanak soru" deyince sadece iktidar partisi geldiği için pek de kaygı duymamış Saygı Öztürk.

Milyonlarca insanın aklındaki şu soru da sorması gereken kişi tarafından sorulmadığı için yanıtsız kalmış:
"Ne değişti de 16 Nisan günü sokağı tehlikeli bulup sokağa çıkmamışken çok kısa bir süre sonra aynı sokakları güvenilir bulup Adalet Yürüyüşü kapsamında yollara düştünüz?"

Yine aynı röportajda "2019 bir Kuvayi Milliye hareketi olmalıdır."[2] diyen Kılıçdaroğlu'na "Kuvayi Milliye hareketini Atatürk düşmanı vekillerle, il başkanları ile genel başkan yardımcıları ile mi başaracaksınız?" diye de soramamış Saygı Öztürk, ya da sormak işine gelmemiş.

Belki de tam da "iş"ine gelmiş, bilemeyiz.

Ana manşet de yine tam da Erdoğan'ın istediği ve her daim kullandığı "karşıtlık ekseninde siyaset"in yansıması.

Defalarca iki hususun altını çizdik:

Birincisi, Erdoğan kendisine rakip göreceği kişilere vurmuyor, onları doğrudan karşısına almıyor. Dişine kestirdiği rakibe vurarak onu parlatıyor, karşısındaki kitleye sahiplenmesi için ortam yaratıyor.

İkincisi de kim Erdoğan'a vursa; belli bir muhalif, vatansever kesim tarafından sorgusuz sualsiz, irdelemesiz sahipleniliyor.

Tıpkı Sözcü'nün ana manşetinden yükseltilen, güzellenen Saadet Partisi lideri, Madımak katliamının yandaşlarından Temel Karamollaoğlu gibi. [3]

Siyasal İslamcıların muhalefetteyken söylediği şeylere önem vereceksek Erdoğan ve Abdullah Gül de çok muhalifti, anti-emperyalistti, üçüncü köprüye de Başkanlık sistemine de karşılardı? İktidara gelince ne oldu?
...
Yine birinci sayfanın sağ alt köşesinde de duyurusu yapılan röportajdan başlık olarak seçilen cümle ise meselenin "tüy dikme" aşaması olsa gerek:

"İfade ve basın özgürlüğü Özal'ın temel ilkesiydi." [4]

***

Gerçekten Atatürkçü, vatansever kesime sormak lazım:

Kendinize layık gördüğünüz muhalif, Atatürkçü basın anlayışı gerçekten bu mu?

Ve bu anlayışla Erdoğan'a mücadele mi ediliyor yoksa dolaylı yoldan müzakere mi?

Bu durumda AKP'nin ekmeğine gerçek anlamda yağ sürenler kimler?

Bu gafletin mimarı olanlar mı, yoksa bu duruma itiraz edenler mi?

Hangisi?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
16 NİSAN 2018

DİPÇE

[1] https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/evet-diyenler-pisman-2352065/
[2] https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/evet-diyenler-pisman-2352065/
[3] https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/karamollaoglu-iktidara-geldigimizde-butun-yatirimlari-durduracagiz-cunku-2351533/
[4] https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/beni-20-yil-sonra-iyi-anlayacaklar-2352141/

13 Nisan 2018 Cuma

ODA SOĞUKLUĞU, İNANÇ VE ŞEFKAT - MİSİLLEME KURŞUNKALEM


"Kafayı taktım çıkardım
Uzak yakın dekor tuzak
Savaş meydanında bir tutsak
Uyu uyan unutsak
"


[ Rüyalarda Buruşmuşum, Adamlar ]

***

Parça; parça tesirli bombaya dönüştü, her dinleyişte daha şiddetli patlıyor ama gerçek bomba gibi değil de ağızda patlayan şeker kıvamında, hazzında. Ağzına bir şey olmayacağını bildiğinde içinden gelen patlama sesleri hoşuna gider ya, o şekilde. Tüm saatleri aynı saate ayarlamak gibi tüm müzik çalan, çalabilen aletlerden aynı anda ya da senkronsuz duymak istiyorum, o derece.

"Bazı insanlar içinden konuşur, sen onları duyabilir misin?" dedi birisi. Hislerime güvenen birisi olarak evet demeye yakındım ama demedim. Yine -belki de aynı- birisi demişti risk almak kötü değil kolaycılık kötü bence diye ve bence de. Tam da bu kolaycılıktı susmak. Birisi aklındaki binlerce dedektörden geçirecek, geçirmeyi başaracak sözcükleri, her sonucu göze alacak, karşısındaki de susup "sadece" anlaşılmayı bekleyecek, hem içinden konuştuğunu anlayacaksın hem de konuşulanları doğru anlayacaksın. (Yanlış anlaşılmaya müsait davranıp hatta bizzat yanlış davranıp doğru ve daha doğrusu doğru üzerinden yanlış anlaşılmayı bekleyen insan tipine değinmiyorum bile! Yoksa? Değindim mi ne? Neyse...) İnsan, hayatın kendisine getirdiği engelleri şikayet etmeden aşmalı. Fakat insan, insan yapımı bu tarz engellere maruz kalmamalı, yük taşımamalı.

İnanç ve şefkat bir arada olursa ne olur?

Ne olur bilmem ama ne olmaz bilirim: Kötü insan.

Bazı kişilerin isimlerinin ya da soy isimlerinin tuhaflığında en büyük pay nüfus memurlarınındır. İşte o tarz bir hata da bilim alanında yapılmıştır bence. Çünkü bize uzay boşluğu diye anlatılan şey uzay hoşluğudur bizzat. Nereden mi biliyorum? Söylediğimde yok sayıldığından o boşluk sanılan hoşlukta süzülen cümlelerimin akibetini merak ettiğimden peşlerine düşünce anladım ben de.

- Laflara bak.

Bakmalı tabi laflara, ama sadece bakmamalı, bakıp geçmemeli.

Şarkı devam eder:

Gazı aldım hevaya uçtum
Tek iğneyle belaya düştüm
Saat kaç? Zaman hiç, içim taş
Işıkları kapatmıştım

Kulelere tırmanmıştım
Oradan size tükürmüştüm
Sonra aşşağı inip durmuşken
Niyeyse başım acık ıslaktı


Ya ben deliriyorum ya da salondaki halıda ağız açık bir canavar resmedilmiş. Ki ben halıdaki detayları anlamaya ya da anlamlandırmaya çalışmak yerine Ömer ile Milli Mücadele döneminde subay olmayı tercih ederdim. Tabii Çağatay ve Ali ile de. Ama Ömer Kurmay olmak istemezmiş, teğmen, üsteğmen yeter bana diyor. Benim de en sevdiğim rütbedir Üsteğmen. Teğmen çok toydur, dünyaları kendi yarattığını sanar, yüzbaşı ve sonrası da bana hep idealizm kaybı yaşanır gibi gelir, o yüzden üsteğmen tam ortasıdır. Ya da bunlarla hiç alakası yoktur da askerdeki takım komutanım üsteğmeni çok sevmiş, saygı duymuşumdur da ondandır.(Hala da görüşüyor, seviyor, sayıyordur.)

İnsanın içinin nerede çiçek açacağı belli olmaz, ama bilimsel olarak yaklaşırsak baharda muhtemeldir. (Bekleriz.)(Bekledi.)(Beklemeyi bıraktı.)(Önüne baktı.)

Biz Ömer'le yüz yıl önce cephede olmayı tercih ederdik. Harita başlarında sabahlamayı. Kurtuluş serisini izlemek yerine yaşamayı, Çağatay'la da birlikte.

Ve bir yerlerden mutlaka Muammer Sun'un yaptığı Kurtuluş serisinin müzikleri çalmalı.

Oysa güne WhatsApp mesajlarımın hepsinin silindiğini gördüm uyandığımda, telefonum ya bozuluyor, ya da bozulduğunu bozuntuya vermeden benim Geleceğe Dönüş serisini sevdiğimi bildiğinden(nereden biliyor?) WhatsApp bilgilerimi Şubat 2017'ye çekip eşek şakası yapıyor. Ya da olanlar, tüm bunlardan bağımsız kalıcı ve gerçek.
Gerçeğin, kalıcı olması...

Bazı şeylerin kalıcı olması.

İnsan, neyin kalıcı neyin geçici olduğuna kendisini karar veremiyor, büyük ölçüde.

Yazının sonuna önemli hatırlatmalar:

Yüksek sesle müzik dinlerken müzikteki bir ritmin kapı çaldığı izlenimi yaratmasından ötürü en güzel yerde parçayı duraklatmaktan daha kötü olan, kapının gerçekten o an çalıyor olmasıdır, beklemekten vazgeçmediyseniz ve beklediğiniz kişi gelmediyse şayet.

Ve de kedileri çirkinleştirmeden sevin. Çirkinlerse de bir yerlerinden tutuldukları için değil, çirkin oldukları için çirkin algılansınlar.

Yazı biter, şarkı devam:

"Ah... Düne bugüne yarına baka baka vay..."

MİSİLLEME KURŞUNKALEM
13 NİSAN 2018 1638
Cumhuriyet'in Ankara'sı, hâlâ.

9 Nisan 2018 Pazartesi

BİTMEYEN OYUNA KADROLU KOYUN OLMAK...



CHP'li dostlar, kardeşler, arkadaşlar, büyükler...


Tane tane anlatalım.

Erdoğan, özellikle CHP seçmeninin gözünde "yolsuzluk yapan", "hırsız" olarak algılandığını bilmiyor mu?

Biliyor.

Kılıçdaroğlu için "Devletten aldığı maaş dışında tek kuruşu çalışarak kazanmamış adama ana muhalefet partisini emanet ederseniz olacağı bu.” dediği zaman, kendisinin CHP seçmeninde yine böyle algılanacakken, bu söylemiyle Kılıçdaroğlu'nun da "namuslu, helal para kazanmış, dürüst" insan algılanacağını bilmiyor mu?

Bal gibi de biliyor.

Zaten bildiği için yapıyor.

Erdoğan, kendisini ayakta tutan başlıca unsurun sahte muhalefet olduğunu biliyor.

O yüzden bu tarz paslarla (sahte) muhalefet liderinin yemini, suyunu eksik etmemiş oluyor. Sağlıklı besliyor.

Karşıtlık ekseninde siyaset sayesinde kime saldırsa karşı cephede ona sahip çıkılacağını biliyor. O yüzden de sürekli Kılıçdaroğlu'na saldırıp sahiplenilmesini sağlayarak, muhalefet liderini de kendisi belirliyor.

16 Nisan Referandumu gibi günlerde ve ulus devlet, Türklük, kurucu felsefe karşıtlığı konularda Kılıçdaroğlu Erdoğan'a pas atıyor, diğer durumlarda da Erdoğan Kılıçdaroğlu'na pas atıyor.

Bunun üzerine de Kılıçdaroğlu'nun varlığından maddi-manevi faydalanan ya da karşıtlık ekseninde siyasetle algıları tıkanan kişiler hemen sosyal medyada etiket oluşturuyor:

Çıkarı, menfaati olanın bu fırsatı kaçırmamasını anlıyoruz da Kılıçdaroğlu'nun yetersizliğinin farkında olanlara ne oluyor?

Bu hafıza tarzlarıyla en çok da balıklara ayıp ediliyor.

Çok açık söyleyelim.

Erdoğan, yıllardır neredeyse her gün oynanan bu oyunu göremeyen kişilerden daha zeki ve bu oyuna gelen CHP'liler de koyun dedikleri AKP'lilerden daha koyun.
Hem, dekoru, sahnesi bile değiştirilmeden yıllarca aynısı sahnelenen oyuna gelen koyun değil de nedir?
(Bu gibi kişiler başkalarına aptal, salak, koyun demeyi çok sevdiği için özellikle onların sevdiği terminolojiyi kullanıyorum, lütfen ötekileşmesinler, başka bir niyet aramasınlar.)

Bir kişinin sadece devletten maaş almış olmasının namuslu, dürüst olması için yeterli olacağına inanan kafayı da aynı kişinin, ülkenin namusu değerlerden seçmenin namusu oya kadar birçok konuda nasıl davrandığını, davranmadığını hatırlamaya davet etmeli...

Ve de karşı söylemle "namuslu, dürüst" ilan edilen kişinin belediyelerde dönen akçeli işlere nasıl seyirci kaldığını, belediyelerde işe alınan kişilerin nasıl "genel başkan militanı" olarak her daim kullanıma hazır tutulduğunu, 16 Nisan referandumundan sonra bile bu kişilere meclis grup toplantısında "Türkiye seninle gurur duyuyor" ve "Halkın umudu Kılıçdaroğlu" sloganı attırıldığını da unutmamalı, sevgiyle de anmamalı...



BU KAFAYLA BU KADAR!

Eğer sen, Rusya'nın da desteği sayesinde Afrin'e operasyon yapabilirken Rusya'nın "Kimyasal ile ilgili algı operasyonu yapılacak" demesine rağmen, sözde seni çekemeyen, kıskanan, hedef yapan Batı'nın "Doğu Guta'da kimyasal kullanılıyor, siviller ölüyor." algısına tetikçi olursan, Rus Lavrov da çıkar, "Türkiye, Afrin'in kontrolünü Suriye'ye geri vermeli" der.

Ne bekliyordun, ne sanıyordun?

Kucaktan kucağa gezmeyi, cin olmadan adam çarpmaya çalışmayı, bir kendini akıllı geri kalan herkesi salak sanmayı denge politikası diye yutturmaya çalışırsan dış politikada varacağın nokta ve stratejik derinlik bu kadar.

Kabile yönetemeyecek "kafa"ya ülke yönetimini teslim edersen böyle olur.

Bu kafayla kılavuzumun karga olduğu da aşikar.

Ey devlet aklı, neredeysen gel ve masaya üç kere vur!

Dış politikada ülkeyi uçuruma sürükleyenleri de Türk askeri etkisiz hale getiremez ya!

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
9 NİSAN 2018