15 Haziran 2018 Cuma

CHP SEÇMENİ TARİHİ FIRSATIN FARKINDA MI? - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR



CHP seçmeni Muharrem İnce ile enerji buldu...

Öyle ya da böyle umutlandı. Hatta en partizanından bile "Keşke daha önce partinin başına gelseymiş" cümlesi duyuldu.

Merak ettiğim soru şu:

Aynı CHP seçmeni, başkanlık seçiminde Muharrem İnce için oy verirken, onun parti başına geçmesine engel olan, onun yakınındaki neredeyse hiçbir vekili aday bile yapmayan...

26 Mayıs 2018'de de parti bildirgesi adı altında Atatürkçülere, Kemalistlere Sevr'den sonra en kötü belgeyi dayatan ve halen yer yer İnce'yi baltalayan açıklamalar yapan Kemal Kılıçdaroğlu'na oy verip...

Ve bu şekilde Kılıçdaroğlu'nun Muharrem İnce'nin sürecinden bile pay çıkarmasına ortam mı sağlayacak...

Yoksa...

Muharrem İnce'ye ayrı, Kemal Kılıçdaroğlu listelerine ayrı tepki verip, bu ikisi arasındaki makası açarak Muharrem İnce'nin parti başına geçmesi için daha uygun şartların oluşmasına yardım mı edecek?

*

Ekonomik kriz eksenli bir erken seçimin çok uzakta olmadığı aşikarken...

(Yani 2019'de bir seçimin daha olacağı belliyken...)

Alternatif sorunu yaşamıyorken...

Üstelik alternatifi ile ittifak olacağından oy başka bir yere de gitmeyecekken... Bu sayede partisinin vekillerini bizzat dışarıdan denetle(t)me şansına sahip olacakken...

CHP seçmeni bu hayati fırsatı cesur bir şekilde değerlendirecek mi...

Yoksa yine bilerek ya da bilmeyerek CHP'deki dönüşüme engel mi olup...

Ve de partide değişim için mücadele veren insanların işini mi zorlaştıracak...

Hangisi?

CHP seçmeni bunu çok iyi düşünmeli...

Muhtemel 2019 erken seçimlerine hangi liderin önderliğinde ve hangi kadrolarla girmek istediğine karar verip, buna uygun davranmalı.

Ya da durumdan şikayet edemeyip, razı olmalı.
MUHALEFETİN LİDERİ DE ERDOĞAN...

Gündemin en önemli konularından birisi de Erdoğan'ın kapalı kapılar ardında yaptığı ve ne hikmetse dışarı sızan, videosu bile çekilebilen "HDP'yi baraj altında bırakın" açıklaması.

Hı hı evet, kuvvetle muhtemel eşine bile güvenmeyen Erdoğan, etrafındaki "kriptolara" rağmen bu kadar gizli bir bilgiyi böyle bir yerde konuşacak. Evet, kim olduğunun tespit edilmesi büyük ihtimal olan kişi de buna rağmen cesaret gösterip Erdoğan'ın konuşmasını dışarıya paylaşacak.

Bilmeyenlere paylaşalım:

Gazetecilikte "bilinçli sızdırma" diye bir şey vardır. Kişi kamuoyuna ulaşmasını istediği bilgiyi ya bir ortam ya da bir kişi üzerinden kamuoyuna sızdırır, sanki aslında bilginin gizli kalmasını istiyormuş gibi davranarak.

Erdoğan, kendi ekibine seslenir gibi yaparak aslında karşı seçmene emir verdi o seçmen bunun farkında olmasa da. Neydi o emir?

"HDP'ye barajı geçirin."

Azımsanmayacak bir kitle de Erdoğan'a sözde inat ve karşı olarak Erdoğan'ın istediğini yapacak...

Sonra da bu kişiler muhalif diye, akıllı diye ortalarda dolaşıp AKP seçmenini sorgulamamakla, koyun olmakla suçlayacak.

Ne güzel değil mi?

Tabii ki değil.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
14 HAZİRAN 2018

14 Haziran 2018 Perşembe

DÜŞEN ATLAR... KOŞAN ATLAR... - MİSİLLEME KURŞUNKALEM



İnsan yazardı. Sait Faik'in dediği gibi yazmasa delireceğinden(o delirmek diyor ama ben o aşamayı normalleştirdiğimden bunun yerine cinnet anını daha fazla içinde barındırdığından çıldıracacağından demeyi tercih ediyorum) ve insan yazardı. Kaygılıydı topluma ve geleceğe dair ve yine kendine kadardı kendi içerisinde ama bunu yansıtamazdı çünkü önce(liği) vatandı.(Tabii ki parti olan değil.) Önce partimden başka şeylere fırsat bulamayanlar için bu durum anlaşılmazdı.

Sabit olunamayan hayatların sabitlediği şeylere büyük anlamlar yüklenecek yerin üzerine kaç bıçak girdi sırta? Kaldı mı yer orada, umut ve sevgi adına? Mevcut kapasitemizi kontrol eder misin Senâ, kaç hançerlik yerimiz kaldı?

Gerçek niyetlere ve yüzleşememelere perde olsun diye kaç cümle heba edildi yoğunluk ve yorgunluk paravanı altında, samimiyet? Devrilen perdenin altında kaldı. Elde kalan yenmiş simitlerin değil yıkımın küncüsü. Ve de yıkımın öncüsü.

Peki ya psikoloji? Toplum bilimi? Yansıtma hastalığı yani kişinin kendi yaptığını boca etmesi başkasının üzerine?

Ya basitliğinden savrulanların tahammülsüzlüklerine "derin" manalar yüklemesi, sorsan "ne alakası var, bu mu şimdi"?

Başka bir hayat vardı hem içeride hem dışarıda. Birbirine taban tabana zıt ve belki de yoktu. Klavyeden kendini savuran a harfi gibi. Bugünlerde herkes öyle değil mi?

- Değil.

Yoktu, yoktan ağır gelen varlık içinde yokluk koydu ama ölemedi çünkü ölse annesi kızardı.

Hapşurdu birisi. Sonra bir daha. Sonra bir kez daha.

Çok yaşa diyemedi. Siz hiç birisi çok yaşamasın diye birisi hapşurduğunda tuttunuz mu kendinizi çok yaşa dememek için?

Ben tutmadım.

Tanrı da o duruma kimseyi getirmesin.

Öyle ya(insanın çoktan göçmüş Abdullah Yüce diyesi geliyor da neyse)(Belki de geceye su gibi dağılmadığından artık sesler), kimisine dünya kupasıydı Rusya, kimisine hasreti zor olan dosta kavuşamama.

Peki ya Ayçe abla? Bari çok kızmasa. Fakat göreceği profil göremediği profilden daha çok kızdıracağından tercihen halen uzakta durmakta.

Yollar büyüdü gözünde, biletler alınsa da alınmasa da.

Belki de bir dönem çok inandığından beklediğinden ve gözünü yollara mesken ettiğindendi.

Ama boş kalan yerlerin yanında en zor zamanında yanında olanlardan birisiyle dostlukla hasretle sarılma şansı. İşte sadece bunun için bile yeniden düşmeye yollara değer be.

Değer be de kendi niyetlerindeki takıntılı hallere(Bu hakaret değil, kişilerin kendilerine dair yaptıkları durum değerlendirmelerinde sohbete kendileri tarafından dahil edildiğinden bu cümlede de yerini aldı.) başkalarının niyetlerini kötüye yoranlar eklendi bir de. İki oldular sonra, o yüzden sen iki de de. Sustular. Ağır vebaldi özellikle birisine. Farkına varılır elbet ilerde ama kaybedildiğiyle kalır bazı şeyler. Yoksa çok kolaydı bazı şeyleri dillendirip kuşkuyu başka yerde yaratmak da öylesi de bizi bozardı. Bizim mekanımız sadece iyi niyetten şüphe etmeyenlere durum bilgilendirmesi yapardı. Ki ilk başta yaptı.

Sustular ve kimisi sormadılar, kurduğuna inanmak cazip geldi. Değil mi "kardeşim"? Tanrılar Okulundan kaç kişi atıldı bu sene, söylesene?

Korsan kitaplarda mürekkep uçucu olabilir. Ama kitabın başına eklenen nottaki temenni ve duyguların uçucu olmasından daha kötü değildir bu durum.

Yazın zor geçer Mersin'de hayat. Hele de denize giremediğinde. Keyif yapmak için duş sonrası takıldığın bornoz halat olur kısa sürede, döver seni saniyeden saniyeye.

Erken seçim ve partizanlar, anlatılıp anlaşılamayanlar, anlaşılamayanlardan daha kötüsü anlamaktan kaçınanlar.

Evet, bundan yaklaşık bir sene önce bir kişi, referandumda milletin hakkına, namusuna sahip çıkmadığı bunu da sokaklara inilmemeli tehlikeli dediği yerden bir-iki hafta sonra sokaklara döküldü sözde adalet diye. Kimse de sormadı aga ne değişti diye. Bir yerde tezek geri kalan yerde güller döküldü yollarına, hükümet müdahalesinin olmamasının betimlemesinde.Onu da yargılamadı hiç kimse, oysa izleri takip etmek yeterliydi. Söğütözü'nden Külliye'ye. Bir projeye can simidi, diğerlerine de kişisel tatmin ve değişiklik. Hak hukuk adalet'in hukuku en önde savunacakların elinde ve eli üzerinden alet edilmek istenenleri düşünsene? Belki artık hukuka yakın bazı bölümlerden Slogan Dili ve Edebiyatına geçiş şansı da olur. Olmaz mı?

- Vallahi çok güzel olur.

İnsan, kendi hür iradesiyle kendi derinliğini yüzeyselliklere hibe edecek ne yaşamış olabilir?

Sakin mi olayım?

Yok be olum, ben yazarken tebessüm ediyorum.

Üç kişi sandığımız yerde biz'i, biz ikimiz kaldık kavga dövüş, başka birisi de kendisini başka birisiyle sabitledi, ha sabitlediği başka şey mi? Sana canım kesin sana... Hı hı...

Belki de değerleri hastalık sınırında olanlar daha şanslıdır, sonuçta hastalanmak kendi ellerinde ve oysa bana hiç sormadan geldi, yazın ortasında, Mersin'de, hem grip hem faranjit, Allah'ını sevmesen de üstüme toprak örtsene.

Bitirirken...
Envantere bugün eklenen:

Geceleyin bornozdan kaynaklanan ikinci dereceden yanık.

Geçse de geçmese de.

Oysa ben nelerden bahsetmek isterdim...

-Nelerden?

Mesela hak ettiği değeri görmeyen yumuşak g den.

- O olur. Ama sakın bahsetme. Sakın...

Ne(y)den?
Hiç gerçekleşmeyecek hayallerden.
***

Ve yine belki de
tüm bu yazılanlar
kurgu
ürünüdür.
Belki de
değil.

"Ne fark eder?"
Bana biraz agregatlardan
ve
doğal olmayan eko-sistemden bahset...
Ve o döngüden bizzat dışlanmışım farz et.

İnan bu hepimize iyi gelecek.

Çık çıkı çık. Ve çekyat böyle kapanır.


MİSİLLEME KURŞUNKALEM
15 HAZİRAN 2018 0157
POZCU, REŞİT GALİP MERSİN'İ



11 Haziran 2018 Pazartesi

KASVET BAZEN KASKET TAKAR AMA BU ONU DSP'Lİ YAPMAZ - MİSİLLEME KURŞUNKALEM



"Yaklaştı fırtına / denk geldi son fırtına şimdi Hz Nuh gibi bir gemi yapacağım Allah Aşkına"

[ Havadar, Büyük Ev Ablukada ]

***

Korkulan olmasa da korktuğum oldu. (Sanırım) Faranjitim nüksetti. An itibariyle kendimi yine içinden su(bu kez limon ve tarçın eklentili) geçen boru gibi hissediyorum. Çünkü boğazım nemli kalmalı, çünkü en doğal çözüm içmek... İçtikçe içmek... Ve daha çok içmek. Suyu tabii ki.

Huysuzluğun bini bin bir para. (Bini bin bir para ise biri kaç para diyeceğim ama konunun ekonomiye, oradan da çaktırmadan götüm götüm siyasete gelmesini istemiyorum.)

Mersin'de bu mevsimde üşüyor olmamın iki ihtimali olabilir. Ya hastayım, ya da kalbimin başkenti genç adamsın ateşin daha da harlanmasın diyerek güzellik yapıyor. (Birileri sen artık o kadar da genç adam değilsin diyebilir. Onları anlıyorum çünkü 1259 yaşındaki Kaan abi ile 1385 yaşındaki Ogün abiyi tanımadılar. Haksız mıyım Mustafa Abi?

Beni kısmi hasretle kucaklayan annem, büyük bir başarıdan sonra boyna yaklaştırılacak madalyonu tutar ve o hissiyatla yaklaşır gibi elinde beyaz atletle bana doğru geliyor. Geldi. Beyaz atlet. Ya hastalığın alınganlığından ya da özlem abla ile fazla hasbihalden ötürü oluşan iç güveysinden keresteleşme sürecinin de etkisi ve bir yandan da bunu reddetme refleksiyle hassasiyet gösteriyorum. Hakarete uğramış gibi... ("Hayat" işte Özlem abla... Başka ne diyebilirsin ki...)

Tamam, ilk okul birinci sınıfta öğretmenimiz bize "Eğer atletinizi kilodunuzun içine koymazsanız böbreklerinizi üşütürsünüz. "dedi. Evet, ben de hayat boyu bu kaygıyla neredeyse her durumda atlet giydim, atlet giymediğim mahşeri sıcaklarda bile öğretmenimin haklılığından ya da psikolojik gerekçelerle üşüdüm ama bu kadar renklerini kaybeden bir dünyada bir zahmet de artık beyaz atlet giymeyeyim de içimdeki çocuğa doblo alınıp camında da Tuğra belirmesin!

Üşümemin iki sebebi var dedim çünkü geçmişte ortalığı en illegal ve insanlık dışı biçimde yakacak, daha çok yakmakla tehdit edecek ve sonrasında da bunları örtmek ya da pişmanlık belirtmek için "üşüyorum" diyecek halim yok. (Umarım Servet Abiyi incitmemişimdir. )

Yazıyı yazmak için vörd dosyası açacakken masaüstümde boş yer bulamadım ki bunun gerçekliğini masaüstümü görenler bilir. Dolu otoparkta arabayla boş yer arar gibi arıyorum hayatta hiç araba sürmemiş ve böyle bir eğilimi hiç olmamış birisi olarak, empati, sen ne güzel şeysin. Şanstan bu akşam bir dosyayı bir dosyanın içine koymak suretiyle masaüstümde yer açmışım ve masaüstümün dışına taşan simgelerden birisi bunu fark edip orayı doldurmamış. Bazen bir şeyi "yenile"mezsen yeri dolmaz. Bazen yenilesen de dolmaz. Sen yürüyen boşluk olur taşarsın da yine olmaz. Olur öyle. Yürüyen demişken bir sayfa daha keşfettim Yürüyen TDK adında. Umarım bu sayfa, bir dönemler yakın arkadaş olduğum ama kibrinden yanında onu kutsamadan durulamadığından uzaklaştığım arkadaşımın değildir. Gerçi sabit iletinin Gidin, Twitter'da Türkçeyle ilgili hesaplara söyleyin: "Yürüyen TDK, emaneti olan Türk dilini almaya geldi. yazması ihtimali artırmadı değil. Kendisi bundan yıllar önce etnikçilik yapıyordu kıyısından, hayır, ilk aklına gelen etnik yapı değil. Sonra bir kitapta ilk Türk'ün kendisi olduğu yazıyordu sanırım. Hatta en Türk'ün kendisi olduğunu. Ya da o buna inanmak istedi. Ve inandı. Ya da inandı. 
(Zaten birçok inançlı insan da okumadan inanmıyor, inanmakla da kalmayıp ahkam kesmiyor mu kiburadaeleştiriinananadeğilokumadaninanana ve bununlayetinmeyipahkamkesenebuhakkıkendindegörende.) Sonra o, o yolda değilken ulusal kimlik savunan bizlerin Türklüğü, sonrasında kan falına bakmıyoruz diye tevfik edildi. Evet tebrik değil tevkif. Neyse konumuz bu değil. Beni bu durumda en çok üzen şey, yer yer Neşet Baba bile paylaşan alternatif ve halden anlayan, kibirden uzak TDK sayfasının kapanmış olması. Ya da ben şu an bulamıyorum.

Velhasıl ben beyaz atleti, kendim giydim annemin yönlendirmesiyle. Annem doğurdu benden sonra, kardeş dedim, kardeşten fazlasına bu ara pek dönmedi dilim, verdiğim değerde sorun yok, kelime olarak yani. Yarı şairden esin yarı kelam el emeği, "Kardeşimden de olsa, adını zikretmediğim, adını, varlığını varlığımdan azımsasana!

Tamam sakinim.

Kitaplığımın olmadığı yerlerde yazdığımda karargahından uzak kalmış komutan gibi hissediyorum, mobil birlik.

Ve ara ara (hayatta aramaz) nasıl üşüyorum. Utanmasam çocukluğuma ineceğim ya da yatacağım halde çoraplarımı giyeceğim. Cennete cenneti vaat etmek, cennetin kendisine ihanet etmeyi deneme saydığı yerde çok anlam ifade etmiyor. İçtiğim litrelerce suyun yanında kek var ama yersem diyorum, kendine has yapısıyla boğazımda kalırsa daha kötü olurum ve o tahrişin yaratacağı tahribat beni en az 20 yıl geriye götürür.(Benden kekle ilgili o siyasi ve kısa sürede birçok şey gibi gereksiz sündürülen esprilerden halen bekleyebilen varsa gömün de öleyim. Ya da daha kötüsü, doğrudan birilerini eleştiremediğim yerde o eleştiremediğim kişiye yönelik sığ ve partizanlık kokan yorumları beğeneyim.)
İyileştikçe daha mı çok hasta oluyorum hastalandıkça iyilik bana mı pek yaramıyor emin değilim. Kardeşim, o kapı şişmiş abi o yüzden kolay kapanmaz yani çarpmaz diyor ama çarpıyor. Sorun kardeşimde mi adında mı emin değilim. Kardeşlik ve kibir demişken, her kriz anı yeni bir hayal kırıklığı oluyor ve hayal kırıklığı kumbaramdaki en hareketli günler hep öyle anlara denk geliyor. Yoldaş kabul ettiğin yoldan çıkmaya, canavar olmaya başlarsan onunla aynı yolda gider misin? Gidersin çünkü biletlerin değiştirilme şansı yoktur. Ama bu gidişler bu şekilde olursa bazı şeyler ne kadar kalıcı kalabilir, pek sanmam. Çünkü bilirsin, "Bu iş bu tatla gitmez." Özrü kurcalamadan göremediğin, duyamadığın, bu konudaki samimiyeti ve anlaşılmışlığı hissedemediğin yerde konuşmak cümle sarfiyatı değilse ne?

- Bu yazı da kurcalamaya dahil.

Dibe vurduğun yerde süper kahraman olmak zorunda olduğun alanlara düştüğünde kostümünü giyip rolüne devam etmekten başka şansın kalmaz. Çünkü o kardeş, çünkü o anne. Ne çok kişi kendi kendini silmiştir hayatından da sorsalar sen en keskin en öfkeli sensindir soruya yanıt diye. Ha bu arada Ayçe abla, Ulus mektubunu almış, mutlu olmuş, sana yazacak olmuş ama nedense kelimeleri toparlayamamış. Ben ilk fırsatta döneceğim ona dedi. Ya da döneceğim dedi ona ilk fırsatta, emin değilim.

TDK katında olmasa da bence iki noktanın da canı var. Üç noktanın çok duygusallık, tek noktanın soğukluk ya da duygusuzluk algılandığı yerde iki nokta yer yer "kıvamında"lık, yer yer arada kalmışlık anlamına gelir. Kıvama önem veren kişilerin aslında kıvamı değil de kendisini önemsediğini anlarsın ve insan kendi akrabalarını kendi seçemese de kendi akrabalarını kendi silebilir, silmelidir. Ve daha tehlikelisi, tehlikeli değilse bile ürkütücüsü bu kadar büyük cümleleri sanılanın aksine seri katil hissizliği ile yazabilmektir bazen. Yazı yazıldığı sürece girilmeyecekse bir odaya saatlerce yazmak istersin bazen kolundaki ağrıya rağmen.

- Hem elden başka ne gelir?

Bazen somutlaştıramadığın şeylere dair işaret beklersin. Çünkü yaşadığın hayal kırıklıkları, seni çok daha sağlamcı olmaya itmiştir. Sen çok yoğunsundur dönemezsin bazen, dönecek olduğunda da sana çok değer verme iddiasındaki bazı kişilerin randevu defterinde yer bitmiştir.

- Ustam, seri katil hissine takviye çeker misin?
- Tabii abim
- Teşekkür ederim.

İki nokta gibi hisseder insan kendini bazen. Ama hangisi?
Kıvam mı yoksa arada kalmışlık, sıkışmışlık mı?

Tabii ki ikincisi!

"Bazen doğru olmadığını bile bile yine de iki nokta kullanırsın." dedi birisi, yazının son dakikasında atılan güzel gol kıvamında. Ve fark etmeden. Dedim(Dedim ile başlayan cümle sizde de sondan başa doğru gidecek cümle algısı yarattı mı? Pardon böldüm, özür dilerim.) söyleyen bunu klişe derdine düşmek için söylemediğinden daha ön yargısız düşündüm de, doğru olmadığını bildiklerimizi hangi sebeple olursa olsun yapmasaydık, dünya daha güzel bir yer mi olurdu yoksa daha renkli ve eğlenceli mi?

İşte bu soruya vereceğimiz yanıt, bizim bencil ve düşüncesiz mi yoksa huzuru arama derdinde bir seferi mi olacağımızı anlama açısından belki de önemli. Seferilik de iyidir, Ramazan'da da, sonrasında da.

Yanılıyor muyum Yoksa(x2) öyle değil mi?

***

"
Denizin dibinde / Demirden evdeyim 
Sarpa saran bu masalda başroldeyim. 
Nerede görülmüş böyle alengir? 
Sonunu ne sen sor, ne de ben söyleyeyim."


[ Havadar, Büyük Ev Ablukada ]


MİSİLLEME KURŞUNKALEM
12 HAZİRAN 2018 0218
Pozcu, Reşit Galip Mersin'i.




9 Haziran 2018 Cumartesi

DEMİRTAŞ'A SOR-AMIYORLAR... BEN SORUYORUM... - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR


7 Haziran 2018'de sosyal medya üzerinden "Demirtaş'a soruyorum" adlı bir çalışma yapıldı.

Sosyal medya üzerinden Demirtaş'a sorulan sorulardan bir tanesi "Hapishanede en çok neyi özlüyorsunuz?" Demirtaş'ın yanıtı da "Babalar en çok kızlarını, kızlar da en çok babalarını özler." olmuş.

Bugün de 9 Haziran 2018...


Başında, "Demirtaş'ın heykelini dikmek istediği" bebek katili Apo'nun olduğu narko-terör örgütü PKK tarafından 23 yaşında şehit edilen öğretmen Aybüke Yalçın'ın birinci ölüm yıl dönümü.

Babalar en çok kızlarını, kızlar da en çok babalarını özler derken Demirtaş, dün, aldıkları karnelerini babalarına göstermek için şehitliklere giden çocuklar var bir de...

Başka birisi de Demirtaş'a "Erdogan'in ve destekleyicilerinin 6-8 ekim olaylarindaki manipülasyonlarina karsi HDP'nin yeteri kadar aciklayici ve inandirici politikalar gelistirebildigine inaniyor musunuz" demiş, o da "Maalesef yetersizler." yanıtını vermiş.

Keşke birisi de aynı Demirtaş'a, "şakacı ve komiksin de heykelini dikeceğini söylediğin Apo'nun başında olduğu terör örgütü on binlerce masumu şehit etti, etmeye de devam ediyor. Bu terör örgütüne karşı kişi ve parti olarak karşı durma kaygınız var mı?" diye sorabilseydi, kendisi aynı şekilde bu soruyu da alıntılayıp yanıt verseydi de okusaydık...

PKK eli kanlı terör örgütüdür. HDP onu reddetmeyen, aksine bu örgütün yaptıklarının "AKP" eliyle kazanımlara dönüşmesi sonucunda o kazanımlara sırtını yaslayarak var olan bir parti, bir vitrindir. Ellerinde ve zihinlerine kan vardır. Ve bu kan, bunlara NE SEBEPLE OLURSA OLSUN destek olanın, normal görenin de ellerine bulaşır, bu durum kaçınılmazdır.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
9 HAZİRAN 2018


SEÇİME PAZARLIK YAPILAMAYACAK ŞEYLER (DE OLMALI) - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR

Birilerinin gözünde Kemal Kılıçdaroğlu'dan "ideolojik" olarak farklı olan ve birilerinin gözünde Atatürkçü olan bir Cumhurbaşkanı adayı, mitinginde diyor ki

"Türkiye'de Türk, Kürt, Ülkücü, HDP'li hepsinin kardeşi benim. Büyük şemsiye altında buluşmak yakışır bize, Cumhuriyet şemsiyesi. Türk, Kürt, Alevi, Sünni hepimiz bir şemsiyenin altında. Bunu birlikte başaracağız."

Nereden başlamak lazım?

Eğer bir kişi, ırk ve mezhep esasına dayanmayan Ulusal Türk kimliğini etnisite olarak görüyor ve etnik eşitlemelerde kullanıyorsa, bu, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu felsefesini reddetmek demektir.

Ulusal kimliği "etnisite" olarak kabul edip, etnisitelerin vurgulanmasından oluşacak bir "şemsiye" için olmazsa olmaz olan şey kurucu felsefenin, emperyalizme direnen son kale olan ulus devletin yapılacak yeni bir anayasa ile yok edilmesi demektir.

Yine tekrarlıyoruz, Türkiye Cumhuriyeti'ni her şeye rağmen bir arada tutan, farklılıkları inkar etmeyen, onları kültürel kimlik gören ama ortak değerleri resmileştiren bunu da etnisite ve mezheplere adil olabilmek için "kör" olan yaklaşımıdır.

Bunun iki dayanak noktası laiklik ve ulusal kimliktir. Sen ulusal kimliği etnisite görüp tek tek etnisite vurgusu yaparsan ulus devlet yapısını, ulusal kimliği...

Mezheplerin ısrarla vurgulamasını yapıp altlarını çizersen de laiklik ilkesini yerle bir edersin. Ve bu durumun hem topluma kanıksatılması hem de Yeni Anayasa ile resmileşmesiyle Cumhuriyet ayakta ka-la-maz.

Eşyanın tabiatına aykırıdır bu durumda ayakta kalabilmesi.

Ve hiçbir oy hesabı, pazarlığı, kimseye ülkenin kolonları üzerinde oynama hakkını vermemeli. Adaylar bunu yapıyorsa seçmenleri dur demeli.

Yukarıdaki ayrıştırıcı söylemi HDP de kullanıyor AKP de. O zaman ne farkın kaldı senin onlardan?

Kurucu felsefe bu ülkenin omurgasıdır. Kırılmış omurga hiçbir yükü kaldıramaz.

Yukarıda bu konuşmayı yapan adayın "mantığına" göre HDP'li ve Kürt kökenli yurttaşlar ayrı insanlar. Bir kişi hem Kürt kökenli hem HDP'li olamaz. Aynı şekilde Kürt kökenli bir yurttaş Ülkücü olamaz(ki bunun birçok örneği vardır) aynı şekilde birisi de hem Sünni kökenli hem de Kürt kökenli olamaz. Alevi kökenli yurttaş da Türk olamaz. (Aleviliğin bile aslında Türkmen kültürü ve Alevilerin de zaten Türkmen olduğunu ya bilmediğinden ya bilmek işine gelmediğinden)

Bu yaklaşımın yarattığı karmaşayı gördünüz mü? Bir de bunun insanların tamamen kimlik siyasetine döktüğünü düşünün. Kanıksandığını. Farz edin ki herkesin kişisel özelliği ve donanımından önce siyasal kimlik haline getirilmiş kültürel kimlikleri geliyor. En ufak bir tartışmadan iç savaşa, kalıcı ayrışmaya yol açacak bir süreç.

Bu ülkenin bölünmez bütünlüğü ve onun temel dayanağı kurucu felsefesi hangi seçimden daha önemsiz?

Hangi seçim bu ülkenin ilelebet payidar kalmasının "olmazsa olmaz" kırmızı çizgilerinden daha değerli?

Eve kiracı olma iddiasındaki kişinin evin kolonlarına dair değişiklik hakkı olabilir mi? Hele de o değişiklik evin çökmesine sebep olacaksa?

Futbol tabiriyle, "O topa girmeyin. O top ayak kırar."
Siyasi tabiriyle de "O söyleme öyle girmeyin, o söylem ülke ayrıştırır, sonra da böler."

Yazının içeriğine dair soruyla, seçmenin en başta desteklediği adaya dair denetleyici olması gerektiğinin ne kadar hayati önemde olduğunu vurgulayalım:
Böyle bir konuda bu kadar yanlış bir yaklaşım belirliyorum ama kendini Atatürkçü olarak niteleyen insanlar bu duruma dair "şerh" bile düşmeden mitingleri dolduruyor. O zaman bu üslubu ve ülkenin intiharı olan söylemi tercih eden aday kendisini değiştirme gereği mi duyar? Yoksa söyleminin Atatürkçü seçmende karşılık bulduğunu mu düşünür?

Ek soru da bu haberin yayımladığı sayfalardan birisi olan Yeni Ak*t'in habere ilişkin görseline dair:

Şu zamana kadar hiç Ak*t'ten CHP konusunda bu kadar uysal, objektif bir haber paylaşım tarzı gördünüz mü? Peki o zaman bunu hiç yapmayan Ak*t bunu neden yapıyor ve ne istiyor?


Sizce hedeflenen ne ve neden hedef bu şekilde?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
9 HAZİRAN 2018

6 Haziran 2018 Çarşamba

DELEGE, TABAN, DEĞİŞİM - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR



MHP tabanı, parti yönetiminden rahatsızdı, Bahçeli'nin seçtiği delegeler omurgalı duruş sergileyince belki de partide yönetim değişmedi ama İYİ Partinin kurulacağı ve kimsenin "Kalıp MHP'de mücadele etmeliydiniz" diyemeyeceği bir ortam oluştu.

Dursun Özbek, Galatasaray taraftarını çileden çıkardı, fakat kendisi Galatasaray Liseli olmasına rağmen, Lise'nin seçimlerde etkisi çok büyük olmasına rağmen Dursun Özbek'in kendi üye yaptığı kongre üyeleri, delegeler bile iki seçim üst üste Dursun Özbek'i, karşısındaki aday Galatasaray Liseli olmamasına rağmen tercih etmedi, omurgalı duruş gösterdi. Mustafa Cengiz başkan oldu.

Bugün(04.06.2018) Ali Koç, Aziz Yıldırım diktatörlüğüne ve her tür oyununa rağmen çoğu bizzat Aziz Yıldırım döneminde kongre üyesi, delege yapılan kişilerin omurgalı duruşuyla Aziz Yıldırım'ı büyük bir farkla geçerek başkan oldu.

Üç örnekte de taban ile taban temsilcisi olması gereken kongre üyeleri, delegeler bütünleşince ya birilerinin maskesi düştü ya da "yöneten" değişti, baskıcı başkan devrildi.

Üç örnekte de ortaya çıkan enerji ortada.

MHP, Galatasaray, Fenerbahçe...

Üç oluşumun kongre üyeleri, delegeleri de omurgalı duruş ile tabanın sesi ve tepkisi, yaptırımı oldular.

Eğer bu üç yerde de delege duruş gösteremeseydi tabanın hedefi olacağının da başarısızlığın sebeplerinden olacaklarının da farkındalardı. Belki de bu baskı onları bu duruşa itti.

Yukarıda bu üç kurumun başardığını hangi kurum başaramadı?

CHP...

Ve neden başaramadı?

Şapkayı öne koyup düşünme zamanı.

Sadece AKP'ye saldırmak, sadece AKP'yi anti demokratik bulmak kolay olanı.

Vatansever seçmen çok daha fazlasını yapmalı.

En kötü ihtimalle delegeni doğru davranmaya itemediğin, baskılayamadığın sürece delege de bir şeyleri değiştirmek için çaba sarf etmiyor.

Ve eski alışkanlıklar ve atalet ile yeni sayfalar açılamıyor. Kötü gidiş değişmiyor, yılgınlık ve umutsuzluk artıyor. Yeni görünümlü sayfalar, eskilerin cilalanmış tekrarı oluyor, olduğuyla da kalıyor. Etkisi de bu sebeple uçucu oluyor.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
4 HAZİRAN 2018

1 Haziran 2018 Cuma

STRATEJİ VE MANTIĞIN ÖNÜMÜZE KOYDUKLARI... - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR




Tüm süreçten Erdoğan'ın kafasındakini anlamak çok zor değil. Erdoğan, seçimi kaybetmesi için belli konularda kendisi gibi olabilecek ve kendisine oy veren kitleden oy alabilecek birisinin karşısında olması gerektiğini biliyor.

Bu zaten görmek isteyen herkesin görebileceği bir durum.

Bu yüzden de ikinci turda karşısına Muharrem İnce'yi istiyor. Çünkü Meral Akşener ilk turda çok yüksek bir oy alamayacak olsa da olası bir ikinci turda belki de Erdoğan'la kafa kafaya gidebilecek tek rakip. Genel seçmen profili açısından ikinci turda Muharrem İnce'den daha kapsayıcı bir profil.

İkinci tura Muharrem İnce'nin kalması durumunda muhafazakar kesimin önemli bir kesimi Erdoğan'a kayar. Hatta kendilerine çekmek için kırk takla atıp AKP'den daha ileri açılımlar vaat ettikleri Kürt kökenli seçmenin çok büyük bir kısmı da "muhafazakar" olduğu için Erdoğan'a kayar. Bu eğilimde "Hüda Par" etkisini hafife almamalı.

Erdoğan'ın kafasında, ilk turda seçimi alamazsam bile ikinci turda karşıma İnce'yi alıp en az yüzde 55 ile seçimi alırım var ki maalesef haklı.

Bu sebeple her yerde Muharrem İnce var. A Haber bile İnce mitingi veriyor. Muharrem İnce ile ilgili haberlerde olumsuz yönlendirme yapmaktan kaçınıyor.


Meral Akşener yok. Çünkü hep dediğimiz gibi Erdoğan rakibini her zaman hedef alarak kendi seçiyor, rakip görmek istemediği kişileri de yok sayıyor, ana akım medyada büyük gazetelerinden değil de daha ufak yayın organlarından bel altı hedef alıyor.

Üzgünüm, Muharrem İnce'nin performansı bizim kesimi mutlu ettiği kadar Erdoğan'ı da mutlu ediyor çünkü Muharrem İnce'nin en üst seviyede alabileceği oy belliyken -ki bu ikinci turda bile yüzde 42-43'ten fazlası değil- bu aşamada Muharrem İnce pompalanması Meral Akşener'in ikinci tura kalamaması anlamına geliyor.

Yani Meral Akşener'in ikinci tura kalması zor.

Muharrem İnce'nin de ikinci turda kazanması zor. Hatta zordan çok daha fazlası.

Yıllar önce söylemiştik, Kılıçdaroğlu'nun görevi Erdoğan'ı başkan yapmak diye.

Birilerinin yüzde 10 civarı oyu olan Demirtaş için kendisini paralarken Erdoğan'a rakip olacak "profil"deki Meral Akşener'in yok sayılmasına sessiz kalması sizce de tuhaf değil mi?

Ne demişti Leyla Zana, açılım süreci ve etnikçi anlayışın Türkiye'deki kaderi ile ilgili?

"Bu işi çözerse Erdoğan çözer."

Beş yıl önce Gezi'de ne demişti Demirtaş?

"Bu eylemde Erdoğan'a darbe yapma, Hükümeti düşürme niyetinde olanlar var. O yüzden desteklemiyoruz."

Aynı Demirtaş geçenlerde de demedi mi beni içeri atan FETÖ diye?

Bu mesaj da çok açık değil mi?

Ki AKP ile HDP'nin Atatürk, Cumhuriyet, ulus devlet ve kurucu felsefe Kemalizm nefretleri konusunda doğal müttefik olma durumları da aşikar.

(Bu, ideolojik eksende yazılan bir yazı değil. Erdoğan'ın ne gördüğü ve genel eğilimler, manzara. Birisinin birisine saldırması ikisini aynı düşüncede de yapmaz ayrı düşüncede de.)

AKP'nin yarattığı algı işe yararsa -ki şu an öyle gözüküyor-, hiç oy tahmini yapmadığım halde ilk kez yapacağım. Bu haliyle Muharrem İlk turda yüzde 33'ten fazlasını alamaz(aslında kafamdaki 30 da yüzde 3 de esneme, hata payı bırakıyorum), ikinci turda da yüzde 45'ten fazlasını alamaz(Burada da aklım yüzde 42 en fazla diyor ama yine hata payı bırakalım.)

Yani Erdoğan için Muharrem İnce, alt sınırı ile ilk turda Meral Akşener'i devre dışı bırakacak, üst sınırı ile de ikinci turda Erdoğan'ı zorlayamayacak oy aralığında olan aday.

Siz Erdoğan olsanız ikinci turda karşınıza kimi isterdiniz?




GELENEKSEL AKIL TUTULMASI

Yine başladı geleneksel "AKP'nin tek başına iktidar olmaması için HDP barajı geçmeli" seansları.

Pardon da aptal mısınız hain mi?

Bu HDP değil mi birileri Türkiye partisi olurlar diye oy verdiğinde balkon konuşmasında ilk özel teşekkürünü bebek katiline yapan?

Bu HDP değil mi seni başkan yaptırmayacağız naraları atıp da mecliste seçim sonrası Erdoğan'ı ayakta alkışlayan?

Bu HDP değil mi, Atatürk, Cumhuriyet, Ulus-devlet, Kemalizm nefreti ve karşıtlığı konusunda AKP ile "doğal müttefik" olan?



Bu Selahattin Demirtaş değil mi "Apo'nun heykelini dikeceğiz heykelini!" diye tehdit savuran?

Yine bu HDP değil mi AKP seçimden sonra bir açılım daha yapacak olsa koşa koşa yanaşacak ve beraber yürüyecek olan?

Böyle bir HDP'nin baraj geçmesi, bölücü pazarlıklarda ellerini daha fazla kuvvetlendirmek değil midir?

Bu durum da aynı düşüncede olup daha çekingen davranan AKP'ye meşru zemin olanağı vermez mi bu adımları atmak için?

Bunlara yanıtınız evetse neyin kafasını yaşıyorsunuz?

Bu söylemle elinize ve vicdanınıza bulaşacak şehit kanından bahsetmiyorum bile!

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
1 HAZİRAN 2018