7 Şubat 2018 Çarşamba

BU KAVGA, ESKİ KAVGA, "YENİ"LERİ AŞAR.

Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığını defalarca kanıtlamış olan Nagihan Alçı'ya, kumpas davalarla ülke yeniden dizayn edilirken "Bizim askerlerin eşleri ve sevgilileri de Güneydoğu'daki Gaziler için marif takvimine soyunsun" diyebilecek kadar soysuzlaşmış Nagihan Alçı'ya, bu coğrafyanın gördüğü en cıvık canlısı Rasim Ozan Kütahyalı'nın eşi olan Nagihan Alçı'ya, 1920 Türkiye'sini şikayet edip onu "istenmeyen" ilan edebiliyorsan, ideolojik olarak CHP'nin mevcut genel başkanından bir farkın yoktur.


Eğer birileri, bu açıklama ve konumlamaya rağmen sırf  "delegede karşılığı var" diye Muharrem İnce'yi desteklemeye devam ede(bile)ceklerse, yani öncelik ideolojik değil de delegede karşılığın olması olmaması meselesi ise İnce ile zaman kaybetmesinler, çünkü siyasi olarak aynı şekilde konumlanan Kemal Kılıçdaroğlu'nun delegede daha çok karşılığı var.

Muharrem İnce'nin bu yazar tercihi ve söylemlerine rağmen halen ondan Atatürkçü, hele de Kemalist devrşirmeye çalışacak olanlar da Erdoğan'dan milli lider yaratmaya çalışanlara da Kemal Kılıçdaroğlu'nu her şeye rağmen savunabilenlere de hiç kızmasınlar, kendilerine baksınlar.

***



Türk Tabipler Birliği'nin yönetim mekanizmasını işgal eden güruh...

Bu oluşumu Tıbbiyeli Hikmet'lerin kemiklerini sızlatarak terörün döktüğü kana değil terörle mücadele edenlere tampon yapan bu güruh...

"Türk Tabipler Birliği" isminde en çok hangi kelimeden rahatsız olur?

Türk...

Peki sözde milli olan, birileri tarafından milli mana yüklenen Erdoğan, bu isimdeki hangi kelimenin kaldırılmasını istiyor?

Aynı kelimenin...

Türk.

Neden?

Çünkü Türk demek, ırk ve mezhep esasına dayanmayan ulusal kimlik demek, emperyalizmin kaşımak isteyeceği etnisite ve mezhep eksenli kimlik siyasetine set çekmek demek.

Ulusal Türk kimliği demek, anti emperyalizm demek.

Bir gerçeğin altını çizmekten hiçbir zaman yorulmayacağız:

Ülkenin siyasal İslam eksenli gericileri de etnisite-mezhep eksenli sol görünümlü gericileri de Atatürk ve Cumhuriyet kazanımlarıyla, kısacası Kemalizm ile kavgada "
Doğal müttefik"lerdir. Karşımızda ve omuz omuzalardır.

Şeklen birbirlerinden ayrı gözükseler de düşmanları aynıdır.

Ve iki taraf da iki eli kanda da olsa Atatürk'e, Cumhuriyet'e saldırmaktan geri durmaz, bu konuda birbirlerine pas vermekten de...

Bunlarla, partisine bunlar gibi gericileri dolduranlar, mücadele değil ancak müzakere eder.

Bu mücadele derin ve ideolojiktir. Saldırılar derin ve ideolojiktir.

1920'lerin, 1930'ların Türkiye'sini ve felsefesininden sadece asfaltlanmamış yol, araba yerine kağnı, güncelliğini kaybetmiş fiziki şartları anlayanları da da aşar. Zaten böylelerinin böyle bir kavgada taraf olma gayesi de yoktur.

Ahmet Taner Kışlalı'nın tabiri ile
"Göğsünü gere gere Kemalistim diyemeyenleri" de aşar.

Çünkü bu coğrafyada emperyalizmle verilecek kavganın karargahıdır Kemalizm. Vatansever olan herkesin er ya da geç, Kemalist olmak zorunda kalmadan da bu gerçeği anlayacağını hep beraber göreceğiz.

Tarık Zafer Tunaya'nın dediği gibi:

"Türk Devriminin ana fikrini kabul etmeyenlerle savaşılacaktır. Bu zorunlu gidişi baltalamak isteyenlere karşı korkmadan yiğitçe karşı koymak gerekir."

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
7 ŞUBAT 2018

5 Şubat 2018 Pazartesi

MALUMUN İLAMI - 3


Kemal Kılıçdaroğlu "30'ların CHP'si değiliz." diyordu, Muharrem İnce ise daha ileri götürerek "Ben 1920'lere dönmek istemiyorum."[1] demiş. Hem de kime demiş?

Nagihan Alçı'ya.

Düşünün, bunları Nagihan Alçı'ya söylüyorsunuz.

Muharrem İnce'yi destekleyen ve Muharrem İnce'den kat be kat milli ve İnce'den farklı olarak Kemalist olan dostların hatırına,  kendisi hakkında kurultay sürecinde neredeyse hiçbir olumsuz söz etmedik.

Hele de dostların azımsanmayacak bir kısmı Muharrem İnce'nin seçim kazanacağına o kadar inanmıştı ki "bari süreci baltalayan muamelesi görmeyelim" dedik.

Ümit Kocasakal'ın "1920'ler, 1930'lar" atfı yaparken kastedilenin asfaltsız yollar olmadığını anlamak için çok ileri bir zeka düzeyine gerek yok. Lakin meseleyi hep kişisel görenlerin meseleyi fikirsel görenleri anlaması biraz zor. Çünkü onların kafalarında öyle bir seçenek yok.

Fakat biz yine de yakın zamanda aramızdan ayrılan Aydın Boysan'ın sözünü anımsatalım, belki birilerinin algı yollarındaki tıkanıklığın, iltihaplanmanın azalmasına faydası olur:

“Hızır gelip de bir kez daha ömrümün bir bölümünü yaşama fırsatını verse ben ilk yılları seçerim. Patlak ayakkabılarım, yarı aç midem, üşüten giysilerimle Cumhuriyet’in ilk yıllarını... Çünkü saygın bir ülkenin onurlu vatandaşlarıydık..."[2]

Birileri Muharrem İnce'nin açıklamasına şaşırıyor ama hiç şaşırmasın. Çünkü Muharrem İnce hep buydu hep bu kadardı. Daha fazlası olduğu iddiasında olmadığını da belli konuşmalarında belirtti. Görmek, yüzleşmek isteyene...

İdeolojik tercihler ortada, bir insan "sosyal demokrat" dairenin içinde en fazla bu kadar milli, Atatürkçü olabilir, anti emperyalist olma ihtimalinin zayıflığına değinmiyoruz bile...

Zamanında çok değerli bir vekil büyüğümüz -ki büyüklüğü vekilliğinden değil vekilliğine rağmen-, önceki seçimde Muharrem İnce'yi destekleyeceklerini açıklayıp bizlerden destek istediğinde şunu demiştik:

"Biz, bu seçimin anti Kemalist birisi ile Kemalist olmayan birisi arasında görüyoruz. Anti Kemalist olmayan birisinin seçim kazanması şüphesiz ki Kemalistlere mevzi açabilir. Fakat Muharrem İnce, bizim kefil olup kendi kredimizi ortaya koyabileceğimiz bir aday değil."

Keşke yanılsaydık.

Açıklamaların vahametinden daha vahim olansa açıklama yapılan kişinin insanlık tarihinin en .... (boşluğu herkes kendi içinden doldurabilir, yazmadan.) kişisinin, gazeteci görünümlü tetikçilerden Nagihan Alçı'ya yapılması.

(Aynı Nagihan Alçı'nın Kurultay'dan sonra Ümit Kocasakal'ı da aradığını ve Ümit Kocasakal'ın kendisine "Benim size anlatacak bir şeyim yok" dediğini de belirtelim.)

Ama yine de teşekkür ederiz Muharrem İnce. Kemalist, anti emperyalist olduğunu hiçbir zaman gizlemeyen Ümit Kocasakal ile ilgili olarak "hiçbir benzerliğim yok" diyerek bizim anlatmakta yer yer zorlandığımız bu ayrımı ilk ve karşı ağızdan dillendirdiğin için.

Bu açıklamaya rağmen de birileri Muharrem İnce'den Atatürkçü, Kemalist devşirmeye, ona böyle anlamlar yüklemeye çalışmaz herhalde.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
5 ŞUBAT 2018

Not bir: Bir yanı ile Muharrem İnce'nin kaybetmesine gerçekten sevindim. Yoksa yakın çevresinin bile "defosu çok","genel başkan olursa çok yerden vurabilirler" dediği bir kişiye destek vermek zorunda hisseden ve vatanseverliklerine bizzat kefil olduğum partili, Kemalist, Atatürkçü arkadaşlar, dostlar, sonrasında yaşanacak olanlarda ağır bir vebal altında kalacaklardı. Şükür ki bu yıkımın bedeli sadece Kemal Kılıçdaroğlu destekçilerinin boynuna asılacak.

DİPÇE 1

[1] http://www.haberturk.com/yazarlar/nagehan-alci/1824333-kurultaya-o-isim-damga-vurdu
[2] 
https://www.gazeteoku.com/yazar/melih-asik/239515/aydin-boysan

4 Şubat 2018 Pazar

VİCDANİ İRTİFA KAYBI TÜM HIZIYLA...

Kendi yazılarımızda da defalarca belirttik ve belgeledik, Cumhuriyet gazetesinin mevcut ve gayri hukuki yönetiminin terörle mücadelede Türkiye Cumhuriyeti'nden ziyade narko-terör örgütü PKK'dan yana tavır aldığını, yayın politikasında PKK'nın hassasiyetini ve imajını önemsediğini.

Ve bu kaygıyla haberleri kesip biçmekte, çarpıtmakta, yerine göre de bazı haberleri görmezden gelmekte bir sakınca görmediğini de kendi yayınlarından biliyoruz.

Oysa gazetenin terör saldırısıyla öldürülen yazarı, Kemalist aydın Uğur Mumcu ne demişti?

"Terör, kullanan ile kullanılanın, korkutan ile korkutulanın birbirlerine karıştığı, kahramanlık yanı olmayan, kör ve iğrenç bir mekanizmadır. Teröristin de, karanlık emellerine yönelirken çevresinde uyandırmak istediği kahraman görüntüsüyle gerçekte hiçbir ilgisi yoktur."
[1]

***

Posta gazetesi Metin Akpınar ile bir röportaj gerçekleştirmiş. [2]


Röportajda Metin Akpınar, genel olarak savaşa karşı olduğunu söylemiş. Fakat Afrin Harekatını desteklediğini, operasyonun çok dikkatli yapıldığını, iyi gittiğini de belirtmiş. Savaş karşıtlığı meselesinin de bu harekattan bağımsız olarak söylediğini de...


Sonra referandum eksenli bir soru sorulmuş kendisine, o da referandumda hayır oyu verdiğini belirtince de röportajı yapan kişi bu kez kendisine korkup korkmadığını sormuş, Akpınar da şöyle bir yanıt vermiş bu soruya:

"Korku bulaşıcıdır. Bulaşmaması için tedbirli olmak gerekir. İnsanlar nasıl özgür beyanlarını verip geleceklerini tayin edebiliyorlarsa, kanaatlerini söylerken de özgür olmalıdır. Bedel ödenecek ise, ne yapalım 77 yaşından sonra hapishaneye de gireriz."[3]

Peki bu röportajı Cumhuriyet gazetesi nasıl manşete taşımış?


"Metin Akpınar: 'Savaşa hayır' diyenlerdenim... 77 yaşından sonra hapse de girerim" [4]


Terör örgütleri, terörizm olgusu sadece kendi çıkarlarını düşünür. Bu kapsamda her şey ve herkes onlar için kullanılabilir, harcanabilir, hedef yapılabilirdir.

Teorik olarak terör örgütlerine terör örgütü olarak bakmayan ve teorik manada terör örgütleri ile aynı tarafta konumlanmakta sakınca görmeyen gazetenin mevcut yönetimi, pratikte de terör örgütleriyle aynı yöntemi benimsediğini gösteriyor bu haberinde.

Nasıl ki terör örgütü eylemlerinde küçük çocukları öne sürmekte bir sakınca görmüyorsa Cumhuriyet gazetesi yönetimi de kendi propagandası uğruna Metin Akpınar'ı öne sürmekte, hedef yapmakta bir sakınca görmüyor.

Metin Akpınar bu çarpıtma yüzünden gözaltına alınsa ne olacak?

Allah göstermesin, ya böyle bir kapsamda Metin Akpınar, ciddi bir sağlık sorunu yaşarsa?

Hatta daha ötesi olursa?

Bunun vebali kimin boynuna olacak?

Hesabını kim verecek?

Öyle bir durumda adam öldürmeye teşebbüs eden mevcut adalet anlayışı ve arkasında siyasi iktidar olacak. Peki adam öldürmeye teşebbüs suçuna yardım ve yataklık suçunu işleyen kim olacak?

Bu cinayet girişiminin tetikçisi, hedef göstericisi kim olacak?

Tıpkı terör örgütleri gibi Cumhuriyet gazetesinin yönetimi de kendi propagandasını önemsiyor, bunun kendileri dışındaki insanlarda yaratacağı tahribatı, zararı önemsemiyor.

Gazetenin gazete ile alakası olmayan yönetim mekanizması, vicdani irtifa kaybına tüm hızıyla devam ediyor, insani kaygıları olan herkes için çok daha endişe yaratıcı, korkutucu ve hedef alıcı yayın anlayışı ile.

Gazetenin Radikal-Taraf-Özgür Gündem-Zaman gazeteleri karışımı yayın politikası en çok sahte muhalefetten beslenen iktidara yar(an)ıyor.

Çünkü hem Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığı konusunda doğal müttefik gibi hareket ediyorlar hem de AKP'ye, karşıtlığı körüklemek için "malzeme" sevkiyatı yapıyorlar sütunlarından, sosyal medya hesaplarından.

Ancak umutsuzluk da yok pes etmek de.

Elbet bunların da hesabı sorulacak. Ve bu yazılar, o hesap sorulurken "dünün tutanağı" olarak önlerine konacak.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
5 ŞUBAT 2018

Not bir: Öte yandan da anlıyoruz ki birilerinin derdi bazı gazetelerin terör örgütü propagandası yapıyor olması değil. Dert, kendi iktidarlarını güçlendirmek, karşıtlık ekseninde siyasetle kendi kitlesini diri tutmasını sağlayacak "kötü" ve "yasadışı" yayınlara yaşam alanı tanımak. (Normalde güçler ayrılığı ilkesi ile bu cümleleri kurmamamız gerekir. Çünkü konunun muhatabının yargı olması gerekir, bağımsız yargının... Fakat güçler ayrılığı ilkesinin yetki gaspı ile güçler birliğine dönüştürülmesi sonucu ülkedeki adaletsizliğin sorumlusu, mevcut siyasi iktidardır artık.
Not iki: Burada tüm eleştirimiz, gazetenin yönetimini hem ideolojik hem de fiziken işgal eden neoliberal-ikinci cumhuriyetçi-
sosyal demokrat-etnikçi yönetiminedir. Gazetenin kurumsal kimliği ile en ufak bir sorunumuzun olamayacağı gibi gazetenin içinde bu duruma karşı olan, bu tarz yazılarda en az bizler kadar rahatsızlık duyan çalışanlar olduğunu biliyoruz. Bu "çalışanlar" içinde mücadele etmeyi tercih etmeyenlerin ve her şeyi göze alarak kapalı kapılar ardında mücadele edenlerin olduğunu da...

DİPÇE
[1] Kürt Dosyası, Uğur Mumcu, 1993
[2] http://www.posta.com.tr/metin-akpinar-77-yasindan-sonra-hapse-de-girerim-haberi-1378276?utm_source=twitter&utm_medium=post&utm_campaign=gundem
[3] http://www.posta.com.tr/metin-akpinar-77-yasindan-sonra-hapse-de-girerim-haberi-1378276?utm_source=twitter&utm_medium=post&utm_campaign=gundem
[4] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/919444/Metin_Akpinar___Savasa_hayir__diyenlerdenim_77_yasindan_sonra_hapse_de_girerim.html#

21 Ocak 2018 Pazar

"AKLIMLA DALGA GEÇME"(*) - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR





Prof. Dr. Ümit Kocasakal
'ın "ideolojik", "fikirsel" temelli çıkışı, birçok kişinin kimyasını bozdu, maskeler bir bir inmeye başladı.

Bunlardan birisi olan Fatih Portakal, Kocasakal'ın çıkışı hakkında şunları yazdı:

"Eski söylemlere kuvvetli vurgular yaparak ortaya çıkan cesaretsiz bir aday #ÜmitKocasakal ... Böyle bir siyasi anlayışın ulaşabileceği nokta da belli. Amaç iktidara gelmek değil, #CHP’nin başında olmak. Görüş farklılığına tahammülü olmayan bir lider profili çizdi bence..." [1]

"Unutulmasın ki eski yöntemlerle yeni sonuçlara ulaşmak yalnızca umutsuz bir beklenti. #ÜmitKocasakal’ın gerek delegede gerek toplumda bir karşılığı olduğunu düşünmüyorum." [2]


Fatih Portakal'ın görüş belirtmekten ziyade bir algıyı yönlendirmeye çalıştığını görmek zor değil.

Burada hedef yapılan da aslında Ümit Kocasakal değil, Ümit Kocasakal üzerinden Atatürk İlke ve Devrimleri Yani Kemalizm. (Buna Atatürkçülük de diyebilirsiniz ama Sosyal Demokrasi kesinlikle değil.)

Aslında Fatih Portakal'ın çizgisini, kendisinin iletisinde de belirttiği gibi onda ışığı gören kişi üzerinden anlamak mümkün:

"Yıllar evvel odasına çağırıp, “Portakal, ileride haber koltuğuna oturup, sunma potansiyeli var sende,” demişti. Dediği doğru çıktı. Diyen, #MehmetAliBirand idi. İyi ki yollarımız kesişmiş. Yaradan rahmet eylesin.." [3]



Fatih Portakal'ın sisteme entegre olmak yerine sisteme ve sistem adaylarına isyan bayrağı açan Kocasakal'ı cesaretsiz bulması da cesaretsizlikten ziyade mevcut cesareti marjinalize etme çabasından olsa gerek...

***

Kemalizm... Atatürkçülük... Atatürk İlke ve Devrimleri...

Cumhuriyet şehidimiz Prof. Dr. Kışlalı, toplum için en tehlikeli olan kesimin "Atatürk'e evet, Kemalizme hayır" diyenler olduğunu vurgulardı ısrarla.

İşte Kemalizme, Atatürkçülüğe, Atatürk İlke ve Devrimlerine "eski", "toplumda karşılığı olmayan" diyen Fatih Portakal'a yanıtı yine Ahmet Taner Kışlalı versin, "Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi" kitabında da yayımlanan bir yazısıyla:

"KEMALİZM ESKİDİ Mİ?

Kemalizmin 1920'ler Türkiye'sini çağa taşıyan temelleri attığına kuşku yok. Ama acaba, dünya ve Türkiye 70 yıllık bir değişim geçirdikten sonra da, yeni bir yüzyıla girerken geçerliliğini koruyor mu? Hiç değilse bazı ilkelerinden vazgeçmek zamanı gelmiş midir?

Kemalist ulusçuluk, ulusların eşitliğini ve özgürlüğünü savunur. Ulus kavramına ne ırk ne de din öğelerini sokmuştur; ulusu, "ortak geçmiş, ortak dil ve ortak kültür"e dayalı bir olgu olarak tanımlamıştır. Etnik milliyetçiliğin yarattığı vahşetlerin ve ıstıraplı bölünmelerin yaşandığı; aynı ırktan ve aynı dilden insanların, din ya da mezhep farklarından dolayı birbirlerini öldürdükleri bir dünyada... 

Ve üzerinde 17 dilin konuşulduğu, 28 uygarlığın mirasçısı bir Türkiye'de...

Acaba Kemalist "Ulusçuluk" eskimiş midir?

* 

Kemalist Cumhuriyetçilik, özgürlükçü, sivil toplumcu, katılımcı bir demokrasi anlayışını içerir.

Baskı rejimlerinin yıkıldığı, en ileri toplumların katılımcı demokrasi ile yönetildikleri bir dünyada... 

Ve Atatürk'ün 70 yıl önce oluşturduğu sivil toplum örgütlenmelerinin devletleştirildiği, demokratik kültürün gerilediği, katılımın zorlaştırıldığı bir Türkiye'de...

Acaba Kemalist "Cumhuriyetçilik" eskimiş midir?

* 

Kemalist laiklik, dine saygılı, ama dinin siyasete karıştırılmasına karşıdır. Aklın ve bilimin ışığında sorunlara çözüm arayan bir toplum; akla ve bilime dayalı bir "milli eğitim" öngörür. Bazı kuşakların demokrasinin, bazı kuşakların ise bir din devletinin gereklerine göre yetiştirilmesine karşıdır.

Aklın ve bilimin ışığında ilerleyen toplumların geliştiği, köktendinciliğin tutsağı olanların karanlıkta kaldığı bir dünyada... 

Ve bir din devleti kurmak, toplumu yeniden Ortaçağ karanlığına çekmek isteyenlerin giderek seslerini yükseltikleri; laik eğitim gören kuşakların karşısına şeriatçı kuşakların çıkarıldığı; milli eğitimden içişlerine kadar, devletin şeriatçı işgaline uğramaya başladığı bir Türkiye'de...

Acaba Kemalist "Laiklik" eskimiş midir?

* 

Kemalist halkçılık, sınıfsal ayrıcalıkları reddeden, seçkinciliğe karşı çıkan, toplumsal düzende emeğe öncelik tanıyan bir "toplumculuk" anayışını yansıtır.

Demokrasilerin emek-sermaye dengesine dayandığı; demokratik toplumcuların emeği en yüce değer ilan ettikleri bir dünyada... 

Ve emeğin -anayasa zoru ile- siyaset meydanının dışında bırakılmaya çalışıldığı bir Türkiye'de...

Acaba Kemalist "Halkçılık" eskimiş midir?

* 

Kemalist devletçilik ekonomide özel kesime karşı olmayan, hatta destek olan, ama toplum yararının gerektirdiği durumlarda devletin devreye girmesini ve kıt kaynakların akılcı kullanımını devletin gözetmesini öngören bir temel üzerine oturtulmuştur.

Acımasız bir ekonomik rekabetin yürürlükte olduğu, bazı büyük devletlerin bile -ulusal ekonomiyi korumak için- teknoloji üretimine doğrudan destek vermek gereğini duyduğu bi dünyada... 

Ve bölgeler arası gelişmişlik farklarının ulusal düzeyde yaşamsal sorunlar yarattığı, dünyada gelir dağılımı en bozuk on ülke arasında yer alan bir Türkiye'de...

Acaba Kemalist "Devletçilik" varlık nedenini yitirmiş midir?

* 

Kemalist devrimcilik, eskimiş kurumları değiştirip, çağın gereklerine uygun yeni kurumlar oluşturma gereksinmesinden doğmuştur. Koşullar değiştikçe, aklın ve bilimin ışığında sürekli yenilenmeyi, en ileri çözümleri bulup uygulamayı öngören bir sürekli devrim anlayışına sahiptir.

Koşulların çok hızlı değişip, kurumların hızla eskidikleri bir dünyada... 

Ve son kırk yılını Kemalizme karşı olan, Atatürk'ün adını ağızlarından düşürmeden Atatürk'e ihanet eden iktidarların egemenliğinde geçiren; bazı kurumlarına egemen olan zihniyette 1930'ların ile gerisine düşen bir Türkiye'de... 

Acaba Kemalist "Devrimclik" eskimiş midir.

Her sorunun yanıtını, teker teker, herkes kendi vicdanında vermelidir!" [4]



***

Ahmet Taner Kışlalı, özellikle numaracı cumhuriyetçileri, liberalleri hedef alırken "balo maskesiz olsun" derdi. Ümit Kocasakal da basın açıklamasını "Maskeli balo bitsin artık" diye sonlandırdı. 

Ahmet Taner Kışlalı göremedi ama balonun maskesiz kısmını bizler görmeye başladık bile...

Herkes birçok kişi hakkında çok fazla şaşırmaya hazırlıklı olsun ama asla üzülmesin. Çünkü ayrışma işe ayıklama birbirinden farklı şeylerdir.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
20 OCAK 2017 


DİPÇE 

[1] https://twitter.com/fatihportakal/status/953932539160354816
[2] https://twitter.com/fatihportakal/status/953933348434571264
[3] https://twitter.com/fatihportakal/status/953542828889726977
[4] Kemalizm Eskidi mi?, Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi, Ahmet Taner Kışlalı 

(*) "Aklımla Dalga Geçme" başlığı, Fatih Portakal'ın kitabının adıdır.


26 Eylül 2017 Salı

CUMHURİYET TURNUSOLU (HER DAİM ETKİLİ)




Cumhuriyet hakkındaki düşüncelerimizi dile getirdiğimizde birileri de "Aman, bu dönemde birlik olmamız lazım, sonra sıra sana gelir" diyor. Hatta geçen bir avukat manidar biçimde, "Cumhuriyet davası biter Üçüncü Yol davası başlar." dedi, başlasın dedim.

Birisi "inadına bir arada olmalıyız" dedi. Başka birisi "bu kötülerin kavgası değil yanılıyorsun, mecburen bir tarafta olmalıyız" dedi.

Orada söylediğimi burada da söylüyorum:

AKP'nin vitrini olan, AKP'yi uzun süre topluma sevimli gösteren, sonra AKP tarafından kullanım ömürleri bitip de dışlandıklarında "muhalifliği" keşfeden fakat ideolojik olarak halen Atatürk, Kemalizm, Cumhuriyet kazanımları karşıtlığı konusunda AKP ile doğal (ve de gerici) müttefik olanlarla aynı yerde olmayacağım, olmayacağız.

Hiçbir yerde "inadına" ya da mecburen durmayacağız. Neymiş, Brecht demiş ki "Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında birleşir." (Bu da ne bitmez geyikmiş arkadaş...Hayatı Brecht okumakla geçen kişilere bir tane sosyal medya alıntısı ile duyar kasmalarına, entelektüel görünme çabalarına girmiyorum bile.)

Birleşsin anasını satayım. Kendi değerlerime küfür gibi yaşayan kişilerle ancak orada birleşiriz biz. Birleşmemizle de ayrışmamız bir olur ama, biz bir olamayız.

Şu ayrımı anımsatalım; bizler, yanlış düşünen, yönlendirilen bu ülkenin dürüst kendince vatansever ve durumun farkına varan samimi tüm yurttaşları bir araya geliriz. Geleceğiz de zaten. Ama müfredatı protesto ederken bile "Kemalist Diktatörlük" diyebilenle, milli irade ayağına şeriat savunuculuğu yapanla elbette birleşmeyeceğiz.

Buradan da söylüyorum, olur da içeri falan alırlarsa beni, bu tipitipler hukuk herkes için ayağına beni savunmaya kalkarsa dışlayın bunları.

İçeride yatmak, bedel ödemek değil de bunlara el açmak zorunda kalmış gibi algılanmak bitirir beni, benim gibileri. Birisi o zaman adımı ağzına alıp da cümleyi "...'a özgürlük" diyecek olursa ağzına kürekle falan vurun. Cümleyi bitiremesin.

Evet, bu dönemde birlik olmak zorundayız.

Ama bu dönemde kimlerle birlikte olmamız gerektiğini de bilmek zorundayız.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
25 EYLÜL 2017

"ESKİ TÜRKİYE"NİN SANATÇISI - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR




22 Eylül 2001.

Tam 16 yıl olmuş. 

Yine yaşım gereği büyüklüğünü yaşadığı dönemde tam idrak edemediğim kişilerden.

Mustafa Kemal ile kavga etmek yerine onun büyüklüğünü anlayan,

"İkinci cumhuriyetçileri hiç sevmiyorum. İlkinin cılkı mı çıktı, 70 senelik taptaze bir Mustafa Kemal hálá dimdik ayakta. Hiç Mustafa Kemal'in yanıldığını gördün mü? Çevremiz duman olmuş, dipdiri bir Türkiye ayakta duruyor. Altyapısı taş gibi sağlam duran bu cumhuriyeti bırakacağım, ikinci cumhuriyetçi olacağım, hadi canım sen de." diyen ama kendisini de "Marksistten öte komünist" diye nitelendiren büyük sanatçı Fikret Kızılok... Nesli tükenen "solcu"lardan amiyane tabirle...

Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti ordusu olduğu sürece bu ülkede şeriat olmaz." da diyebilen... Ne kadar tuhaf geliyor 2017 şartlarında değil mi?

Fikret Kızılok deyince akla "Gönül" gelir,"Bu kalp seni unutur mu?" gelir, "Ama babacığım" gelir, "Haberin var mı?" gelir... Benim için de "Yalan"ın yeri farklıdır ama siz onu yad etmek için çok bilinmeyen "Bir Devrimcinin Güncesi: Mustafa Kemal" albümünü dinleyin, olmaz mı?

Ah bir de yayımlasaydı da İlhan Selçuk için yaptığı albümü de dinleyebilseydik, Uğur Mumcu için yaptığı albümü dinlediğimiz gibi...

Son söz yine onda:

"Ben 16-17-18 yaşlarında ilk şarkımı yaptım. Yanlış yaptım. Çünkü başkalarının lafını kullanmıştım. Meşhur olduğum vakit de yine başkasının yazısından çıktım. Ben besteledim. Sonra bunun yanlış olduğunu anladım. Kendim yazdım kendim söyledim.Düşüncelerimi yapmaya başladım. O zamandan beri kendimi yeterli sayıyorum. Aynaya daha rahat bakabiliyorum. Ama felsefi açıdan bakarsanız tutarlılık gösterdiğimi zannediyorum. Müzikal açıdan bakarsanız kendi akorlarımı yaptım. Kendi sınırlarımı bulmaya çalıştım hep. Fakat hep kötü stüdyolarda iş yaptım. Ufak, "home" stüdyo dediğimiz yerlerde bunu yapabildim. Çünkü hiçbir zaman para kazanamadım müzikten. Bana kimse stüdyo imkanlarını vermedi. Sistem buna müsait değildi. Taviz vermek istemedim. Halkıma uyutacak şeyleri layık görmedim. Daha devrimci demeyeyim de daha ilerici bir tavır koydum kendi kendime. Bilmiyorum, kendimi erdemli hissediyorum ve böyle bir tavırda gidiyorum."

Anlam,
farkındalık,
besleyicilik,
nitelik
ve özlem.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
22 EYLÜL 2017

MUSTAFA ÖNSEL'İN YENİ ÇIKACAK KİTABINA DAİR... - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR





Geçen bir paylaşımla duyurmuştum Mustafa Önsel'in yeni bir kitap yazdığını ve editörlüğünü yapacağım bu kitapla ilgili Önsel Komutan'ın benden önce -editöryalden ziyade- okuyucu olarak bu çalışmayı incelememi istediğini. 

Kitabın "ilk okuması" az önce bitti. İnanılmaz bir kitap geliyor... İçindeki metaforları, bilgileri ve hiç tahmin edilmeyecek sonuç kısmı ile farklı tarzda kitapların karışımı, kimyasal tepkimesi gibi. Öyle ki bu kitaba kapak tasarlamak da isim belirlemek de kitabı yazmak kadar zor, içeriğin hakkını vermek açısından. Hala kitabın yarattığı etkiden çıkamadım 

Böyle bir kitabı yazmaya yeltenmek de yazabilmek de her babayiğidin harcı değil. Bu kitabı Emekli Kurmay Albay Mustafa Önsel değil, kumpas mağduru Mustafa Önsel değil Türk Aydını ve kanaat önderi Mustafa Önsel yazmış. Herkesin cesaret edemediği konulara girmiş. Kesimlerin sabit fikirli olanlarının sinir uçlarında gezinmiş.

Çözümü yazmış.

Okuduğunuz zaman bu dediklerimin abartı olmadığını göreceksiniz.

Ve iddiamı yineliyorum: Bu kitap büyük tartışmalar yaratır. Her daim hakikati arayan bir yazarın kitabı da tartışma yaratmalı zaten. Insan, ezberini bozacak ve kendisini düşünmeye sevk edecek kitaplar okumalı.

Mustafa Önsel'in bana düşünsel olarak güvenip kitabın yayımlanmasından önce benimle fikir tartışması yapmak istemesi, kitabın her kısmı ile ilgili fikrimi sorması ve önemsemesi benim için büyük onur. Kendisine bir de buradan teşekkür ederim.

Kitabın okuyucuya ulaşması için sabırsızlanıyorum, sanki kendi kitabımmış gibi. Bu kitap, aynı kategoride olmasa da Avcıoğlu'nun kitaplarının sağladığı türden bir katkıyı sağlayacak Türk aydınlanma tarihine. Onu besleyecek.