6 Temmuz 2018 Cuma

NE GÜZEL DÜNYANIZ VAR YA! - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR



Barış Yarkadaş bu akşam(6 Temmuz 2018) katıldığı programda...

Seçim sonrası toplanan CHP PM'de Bülent Tezcan'ın 50 bin sandığa erişimi sağlayamadık dediğini söyledi...

Öncelikle hatırlayalım, 24 Haziran gecesinin kaçaklarından Muharrem İnce ne demişti sonrasında yaptığı açıklamada?

"Sonuca etki eden hile olmadı. Hile olduysa da 10 milyon oyluk bir hile olmadı."

Bu yaklaşımın bir şeylerin hukuksuzluğunu niteliğine göre değil niceliğine göre yorumlayan sakat anlayışına girmiyorum.

Erdoğan'ın kaybedeceğine inanan neredeyse herkesin bunun ancak seçimin ikinci tura kalması ve ikinci turda Erdoğan'ın karşısındaki adayda birleşilmesi ile olacağını düşünürken...

Bunun için de bir milyon civarı oyun yeterli olacağı ortadayken Muharrem İnce'nin bu açıklaması ya gaflet ya da ihanetti.

Şimdi Barış Yarkadaş'ın dediğine bakılırsa CHP o gece 50 bin sandığa, yani 12.500.000 oya ulaşamamış.

Ama İnce'ye göre de, Kaftancıoğlu'na göre de, Tezcan'a göre de seçime etki edecek hile olmamış!

BİR TAKIM SORULAR...

Bir diğer soru da Barış Yarkadaş'a:

Eğer kendisi yeniden milletvekili seçilse bunları söyler miydi?

Yoksa Mansur Yavaş'ın oy kavgası verdiği seçim gecesinde siyasi müttefiği Gürsel Tekin'in yaptığı gibi yapıp Amerika'nın Sesi'ne "Seçime etki edecek hile olmadı" mı derdi?



Peki bu durumun Muharrem İnce'nin kulağına gelmeme ihtimali var mı?

Gücü ancak İsmail Küçükkaya'ya, Fuat Uğur'a yeten İnce'den bu duruma dair tek kelime duyan var mı?

Eğer sisteme kafa tutacak, meydan okuyacak gücünüz, yüreğiniz yoksa tepeden tırnağa cesaret değil, tepeden tırnağa esaretsiniz demektir.

Ve aynı zamanda kavganız fikirsel ve toplumsal değil, bireysel ve koltuk eksenli demektir.

AKP'lilerin Erdoğan'a baktığı şekilde İnce'ye bakmayan herkes de bu gerçeği görür.

Ayrıca içi boş kabadayılığa, açık alanda atıp tutan, kapalı alanlarda kontrol altına alınan profile dair iki cümle:

Bu ülkeye bu tip bir lider bile fazla gelirken ikincisine hiç gerek yok, alan alsın ama biz almayalım.

Başka kapıya!

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
7 TEMMUZ 2018



KUDDUSİ OKKIR VE AL BAŞKANLIK VER MUHALEFET... - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR



Kuddusi Okkır.
20 Haziran 2007'de tutuklandı.

Sağlık durumundaki kötüleşme, 18 Nisan 2008'de düzenlenen Psiko-Sosyal Gözlem ve Değerlendirme Raporu ile tespit edildi.

Fakat bu durum görmezden gelindi.

Kendisinin bozulan el yazısıyla "Acilen tedavi olmak istiyorum. Tam teşekküllü hastanede. Arz ederim" cümlelerini yazdığı dilekçesi yok sayıldı.

1 Temmuz 2008'de tahliye edildi.

6 Temmuz 2008'de hayatını kaybetti, öldürüldü!

Davanın iddianamesi Kuddusi Okkır öldükten 8 gün sonra, 14 Temmuz 2008'de açıklandı.

Hakkındaki suçlamaları bile öğrenemeden aramızdan ayrıldı Kuddusi Okkır.

Bu bir siyasi cinayetti.

Kuddusi Okkır'ın infazı, bu toprakların gördüğü en aşağılık örgüt olan FETÖ tarafından yapıldı. Yardım ve yataklık suçu ise siyasi iradeye aitti. Herkes oradaydı!

Kumpas sürecinde şehit edilen tüm vatanseverlerde olduğu gibi.

Ama biz, unutana, unutturmak isteyene, barışmak, uzlaşmak isteyene inat yüreğimizi soğutmayacağız.

Türkiye Cumhuriyeti ve onun kurucu felsefesi ile özdeşleşmiş insanlara ödetilen bedelin hesabını er ya da geç soracağız.

Gerekirse canımız pahasına!

AL BAŞKANLIK VER MUHALEFET
Erdoğan demiş ki "Her CHP'li vatandaşımızı partisinin yönetiminden hesap sormaya davet ediyoruz."
Bunun Türkçesi şu. Erdoğan aslında diyor ki:

"Ben ülkenin çok büyük bir kısmını kutuplaşma ve karşıtlık ekseninde siyaset üzerinden yönetirim.

Bir kısım beni sever, ben ne desem arkasında durur. Çelişkili olsa bile.

Bir kısım da benden nefret eder, ben desem tersini yapar, kime saldırsam onu sahiplenir, destekler.

Bu yüzden de o nefret eden kesimi kontrol etmek ve yönlendirmek de en az beni seven kesimi yönlendirmek kadar kolaydır.

CHP'de seçmen ne yapması gerekiyorsa onu söyleyeyim ki yapmasın. CHP'deki yönetim de kendilerine yönelik eleştirileri "AKP ekmeğine yağ sürmek" diye püskürtsün. Böylece benim kara gün dostum Kılıçdaroğlu da yerinde kalsın."

ALTI ÇİZİLİ CÜMLE

Madımak'ta yakıldık, Başbağlar'da vurulduk. Maşalar farklı olsa da yakan da vuran da aynı el: Emperyalizm.

GÜNÜN SORUSU

Narko-Terör örgütü PKK'nın önemli propaganda aracı HDP'den milletvekili olan Ahmet Şık, TBMM rozetini takmayacakmış.

O zaman "katil" dediğin ve Meclis'inin rozetini de reddettiğin devletin maaşını da alma?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
6 TEMMUZ 2018


29 Haziran 2018 Cuma

GÖZLEM VE YANITSIZ SORULAR... - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR


GÖZLEM...

Muharrem İnce, 24 Haziran'da yarattığı yıkıma rağmen kendisine ciddi bir destek olduğunun farkında. Bunun sosyal medya ayağının partizan olmayan genç kadro ağırlıklı olduğunun da farkında. Ve birçok kişinin onu mevcut CHP yönetiminden farklı, soyut gördüğünün de farkında.

Bu sebeple kafasında CB olmak varsa bunun CHP'den soyutlanarak yapması gerektiğini de görüyordur. 24 Haziran sonrası ilk eğilimleri de bu şekilde.(Böyle bir hedefi varsa bunu etnikçi ve liberal tayfaya net tavır koyup daha milli bir söylem ve tavırla yapması gerektiğiyle de yüzleşmek zorunda. Belki de yüzleşmeye başlamıştır bile.)

AKP için en büyük tehdit, CHP kıskacı üzerinden bir kişiyi hedef yapamamak.(Meral Akşener'den çekinmelerinin, yok saymaya çalışmalarının temel sebebi de buydu. Akşener CHP'nin adayı olsa bile bu sorun olmayacaktı.)

İnce, CHP'den daha soyut bir yol yürüyecek hava yarattığından beri önce AKP parti sözcüsü Mahir Ünal "İnce CHP'nin doğal lideridir" dedi, Kılıçdaroğlu, "İl Başkanları İnce'yi karşılasın" dedi, bugün de Süleyman Soylu aynı "İl Başkanlarını" hedef aldı.

Ülke siyasetinde kavganın AKP-YCHP ekseninde devam etmesi, hem AKP hem YCHP için var olabilme meselesi demek.
O yüzden kimsenin bu denklemin dışına çıkmasını istemiyorlar.

Ve net bir şekilde görülüyor ki İnce de bu kavganın içinde isteniyor, içine çekilmeye çalışılıyor.

Muharrem İnce'den bağımsız olarak bu durum, AKP-YCHP arasındaki bağı ve ilişkiyi, uyumu görmek açısından önemli.

Ve temel sorulardan birisi de şu:

Muharrem İnce, Kılıçdaroğlu YCHP'sinin AKP ile işbirliği içinde kendisine kılıç çektiğinin farkına varmıştır. Peki bu kılıç çekme işleminde YCHP'nin aynı zamanda emperyalizm anlamına geldiğinin ve anti emperyalist bir tavır göstermezse tamamen yok olacağının ne kadar farkında?






YANITSIZ SORULAR...

Yukarıda Muharrem İnce'nin 24 Haziran sonrasına dair gözlemlerimizi paylaştık. Ama 24 Haziran sonrasının sağlıklı değerlendirilebilmesi ve İnce'nin güven yaratabilmesi için bazı soruların yanıt bulması hayati önem taşımakta.

O yüzden kaseti biraz geri sarıp 24 Haziran'a dönelim.

...
Muharrem İnce'nin mitinglerde söylediği en iddialı sözlerden birisi, "Neymiş, Erdoğan yenilirse görevi bırakmazmış. Siz oylara sahip çıkın, gerisini bana bırakın." cümlesiydi.

Seçim günü de herkesi önce sandıklara, sonra il-ilçe seçim kurullarına yönlendirdi, kendisinin de YSK'ye çok yakın bir yerde olacağını söyledi. Ayrıca avukatlara da kendisinden haber beklemelerini söyledi.

Sonra ne oldu?

Cumhuriyet tarihinin en şaibeli seçimlerinden birisi gerçekleşirken oylara sahip çıkma konusundan en iddialı söylemlerin sahibi Muharrem İnce ve Meral Akşener ortadan kayboldu. İnsanlar, Muharrem İnce'nin şaibeli sonuçları kabullenişini o gece gazeteci İsmail Küçükkaya'ya "Adam kazandı" mesajı atmasıyla öğrendi.

Doğal olarak bu garip durum birçok iddiayı ve komplo teorisini beraberinde getirdi.

Fakat Muharrem İnce tüm iddiaları defalarca reddettiği gibi bu iddiaları ortaya atanı da bunlara inananları da "Şizofren" ilan etti.

O halde sormak lazım:

Madem o gece hiçbir garip durum olmadı. Çağrı yaptığınız milyonlar sandıkları korurken siz neredeydiniz?

Neden halen o gece İsmail Küçükkaya'ya mesaj atmanızı yanlış bulduğunuzu belirtip özür diliyor ama o gece ortada olmamanızla ilgili somut bir açıklama yapmıyorsunuz?

Hem Canan Kaftancıoğlu hem Bülent Tezcan hem de başta Şaban Sevinç olmak üzere Halk Tv yayıncıları sonuçların AA'nın açıkladığından farklı olduğunu, seçimin ikinci tura kaldığını söyledi.

Sonra aynı kişiler tamamen zıt bir tavır ile AA ile seçim sonuçlarının örtüştüğü söylediler.

Seçimlerde kayda değer bir hile yapıldı mı yapılmadı mı?

Eğer yapılmadıysa bile o zaman siz yukarıdaki kişilerin manipülasyonuna maruz kalıp yanlış yönlendirildiniz. Bu durumda belki de bu kişilerin sözleri ile insanları sokaklara çağırsaydınız şayet seçimde hile yoksa ya da sonucu değiştirecek hile yoksa kazanmadığı seçim sonuçları ile halkı birbirine düşüren siyasetçi pozisyonuna geçecektiniz.

Buna rağmen İsmail Küçükkaya'yı bile hedef yaparken, hem kitleyi hem sizi yanlış yönlendiren bu kişilere dair neden en ufak bir açıklamanız yok?

Eğer siz, başka sonuçlar açıklayan bu kişilere en ufak bir tepki vermezseniz...

Ya sonucu değiştirecek bir hile yapıldı ve buna rağmen siz durumu kabul ediyorsunuz demektir...

Ya da sonucu etkileyecek hile yapılmadı ama siz, sizi tuzağa çekmeye çalışan parti ve kanal yetkililerine tepki vermiyorsunuz demektir.

"Seçim sonuçlarını kabul ediyorum." diye tuhaf bir cümle kullandınız. Böyle bir cümle çok rahat biçimde gerçekten farklı bir sonucun olduğu, bu sonucun size dayatıldığı, sizin de kabul etmek ya da etmemek seçeneklerinden "kabul etmeyi" tercih ettiğiniz anlamına gelmez mi?

Evet...

Halkın önemli bir kısmında umut oldunuz. Seçim öncesi temponuz ve enerjiniz takdire şayan.

Büyük bir kısımda soru işareti yaratmış olsanız da yine azımsanmayacak bir kesim sizin arkanızda.

Fakat o gece ile ilgili bazı iddiaları yalanlarken o geceye dair olanları ve bazı kişilerin tavırlarının, açıklamalarının sebebini açıklamadığınız yerde...

Aday olacağınız bir sonraki seçimde yine büyük bir rüzgar yaratsanız da, seçim gecesi ortadan kaybolmayacağınızın garantisi var mı?

Ve de insanları oy kullanmaya ve sandıklara sahip çıkmaya, kendinizin de o gece YSK'de gerekli mücadeleyi vereceğinize nasıl ikna edeceksiniz?

Evet, insanımız siyasi manada balık hafızalıdır.

Ama unutuldu sanılan bu durum, ilk kritik anda nükseder ve size güvensizlik olarak döner bilesiniz.

Ayrıca...

CHP ya da siz, kendi partinizin ya da ekibinizin elindeki "sonucu değiştirmeyecek ölçüde hile yapılmış" sonuçları neden açıklamıyorsunuz?

Oluşan ve bir kısmını kendisinin yarattığı soru işaretlerini giderme kaygısı duymayan bir siyasetçi, toplumda sarstığı güveni nasıl yeniden inşa edecek? (Sorgusuzca ve gerçeklerle yüzleşmeden kaçınır halde kendisini destekleyecek kitleyi kastetmiyorum.)

Tüm soru işaretlerine rağmen sorgulamadan, irdelemeden Muharrem İnce'ye destek verenler de kendilerine sormalı:

İnce, heyecan yarattı mı?

Evet.

Kılıçdaroğlu'ndan kıyaslanmayacak kadar başarılı mı?

Evet.

Hitabeti, enerjisi ve "sahne performansı" iyi mi?

Çok iyi.

Peki, yarın yeniden bir seçim olduğunda... Muharrem İnce de yine destekledikleri aday olduğunda... O gece Muharrem İnce bir daha kaybolmaz, güvenimizi sarsmaz, hiçbir sonuca boyun eğmez ve hakkımız savunur...

Diyebiliyor musunuz, diyemiyor musunuz?

Eğer diyemiyorsanız... Ve Muharrem İnce'ye yarattığı kaygı konusunda tatmin edici yanıt verdirmeye zorlamıyorsanız...

Bundan sonraki aşamada bu gerçeği görmezden gelip, bu güven ve samimiyet sorununu çözmeden bu kişiyi desteklemek, yeni bir seçimde daha büyük bir yıkımı inşa etmek değil mi?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
29 HAZİRAN 2018

28 Haziran 2018 Perşembe

HUKUK VE TERÖR - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR


AKP terörün siyasi alanı ile mücadele etmek istemiyor. AKP terörü bitirmek de istemiyor.

Çünkü AKP, terörün siyasi ayağını ve varlığını kendi kitlesini diri tutmak için kullanıyor.


Onlara, onları öldürmeyecek şekilde vurdukça hem kitlesini diri tutuyor, hem kitlesini diri tutacak unsur da diri kalıyor.

Eğer teröristler bir vatandaşımızı kendilerince "infaz" ediyorsa, sen terörle işbirliği içinde olduğunu düşündüğün parti liderini aramazsın. Eğer bu kadar açıksa, savcıları göreve çağırırsın, gerekli iddianame hazırlanır ve hukuki süreç başlanır. Ülkede her şeyi yapacak güce sahipsen neden HUKUKİ SÜRECİ başlatmıyorsun?

Çünkü sen terör sempatizanları konuşabilsin, onlara vurabileyim istiyorsun. Onlara da nur topu gibi mağduriyet veriyorsun. Vuran razı, "bölen" razı.

Öte yandan da büyük bir kesimin hoşuna gideceği bir konuda "hukuk dışı" bir tavır takınarak hukuk dışı uygulamalara toplumu alıştırmak, bunu normalleştirmek istiyorsun.

Eğer HDP, PKK ile ilişki halindeyse -ki bu böyle-, o zaman yasal süreç başlat! Elini kolunu bağlayan mı var? Cumhuriyet Savcıları nerede?

Devlet geleneği ve yaklaşımı ile bağdaşmayacak şekilde mafyavari telefonla arayıp tehdit etmek ve bununla övünmek nedir?

Burası Muz Cumhuriyeti mi?

Tabii durumun böyle olduğunu görmeyip hukuku savunmak adı altında CHP'yi HDP'ye doğru itekleme, sahip çıkma tuzağına düşürmek var. Parti yönetimi dünden razı, seçmen bu oyuna gelmemeli. Dikkat!

...

Bu konuyla ilgili olarak hukuki süreç başlatmadan atıp tutana da...

Bu kişilerin en iyi ihtimalle terör örgütü sempatizanlığı suçu işlediği yerde...

Meselenin bu kişiler hakkında hukuki süreç başlatmadan mücadele edilmek olduğunu vurgulamak yerine sadece "hukuksuzluk" tepkisiyle teröre sahip çıkana da prim vermeyin...

Terörle amasız, fakatsız, amansız mücadele...

Ve her durumda sloganda değil gerçek anlamda hak-hukuk-adalet.

İkisinden birisinin eksik olması, en doğruyu bile yanlış yapar.

En haklıyı da haksız.

ADALETSİZ VATAN'SEVERLİK OLUR MU?

İyi Parti ile ilgili olumlu şeyleri de olumsuz şeyleri de yazdık.

Partinin kendisine hiçbir zaman kefil olmamakla birlikte partide milli olan kişilerden bahsettik, bunların büyük kısmı seçilemedi, bunu da aklımıza yazdık, ilk fırsatta da yazılaştıracağız. Birçok konuda eleştireceğimiz gibi.

Bundan bağımsız, İyi Parti'nin seçimdeki en önemli görevlerinden birisi, YCHP'nin bildirgesini ve vekil tercihlerini cezalandırmaktı, bunu da büyük ölçüde başararak Kılıçdaroğlu CHP'sinin daha fazla sorgulanmasını sağladı. Tabii bu "anlam", partinin kendi isteğinden ziyade durumdan rahatsız CHP'lilerin yüklediği anlamdı. (Sonraki süreçte partinin "tek parça" devam etmesi de pek olağan görünmüyor.) Bu sebeple seçmen istediğini aldı bu konuda.

İyi Partili Mehmet Aslan KRT'de programa konuk olmuş. Programda da "AKP iyi bir şey yapacak olduğunda o konuda ülkenin yararınaysa destek oluruz." demiş.

Mehmet Aslan benim çok tasvip ettiğim, düşünsel manada da kendime yakın gördüğüm bir siyasi kişilik değildir. Bu açıklamasında samimi olabilir, derdi başka olabilir. Ama mesele bu değil.

Esas konu şu, Aydınlık bunu "İyi Parti kurucusu: AK Parti MHP'ye muhtaç değil, destek oluruz." diye haber yapmış.

Bunu haber yapan Aydınlık tayfası ve partileri, yıllardır AKP'ye eklemlenmeyi aynı şekilde açıklamıyor mu?

Kendileri değil mi "Savaşan ordu sırtından vurulmaz" diye Hulusi Akar'a sahip çıkıp, onu eleştiren vatanseverleri bile hedefe koyan?

Perinçek ve yönetim anlayışını en tehlikeli kılan şey tam olarak da bu.

Kendileri en doğru ve en vatanseverler. Kendileri için her yol meşru, kendilerinin yaptığı her şey iyi niyetli. Başkalarının yaptığı her şey yanlış, hatta kendileriyle aynı şeyi söyleyen başkalarıysa bile "yanlış", çünkü niyeti başka! Başkalarının yaptığı yanlış, kendileri yaparsa doğru. Hatta yanlış buldukları şeyi yapan kişi kendi partilerine katılırsa, o andan itibaren o kişi de doğru!

Ben, siyasi görüş ayrılığından korkmam ama doğruları yanlışları çıkarların göre eğip büken ve bu konuda adalet anlayışı olmayanlardan korkarım. Bu konuda başta da AKP ve Vatan Partisi gelir. Gerçekten ürkütücü.

Peki kaç Vatan Partili bu durumun farkında?


ÖNEMLİ HATIRLATMA

CHP'yi küresel bir operasyonla işgal eden anlayışa eleştiriyi anlarız, hak da destek de veririz. Ama CHP'yi işgal eden ve dönüştüren YCHP yönetimi üzerinden Atatürk CHP'sini, Altı Ok'u hedef alanlarla, Atatürk ve Kemalizm nefretini bu şekilde açığa çıkaranlarla iki cihanda da kavgamız, mücadelemiz bitmez!

UYARI

Haklı ya da haksız olmalarından bağımsız, Vatan Partisi kitlesinin "üslubu" CHP kitlesini YCHP'ye, CHP kitlesinin üslubu da AKP kitlesini Erdoğan'a, yanlışı savunma psikolojisine itiyor. Tam bir kısır döngü. Kutuplaşmayı bu üsluplarla aşamaz, normalleşmeyi de sağlayamayız. Kutuplaşmanın da kime fayda sağladığı aşikâr...


SON SÖZ
Dün askerleri kumpaslarla zindanlarda çürütüp, teröristleri baş tacı yapmak... Bugün şehit cenazesinde çelenk parçalatmak...

Türk toplumun kutsallarına karşı "saygı"yı hiçbir zaman öğrenemediniz. Çünkü ya gerçekten sevemediniz Türk'e dair hiçbir şeyi, ya da sevgi anlayışınız hastalıklı, rahatsız.

Bir gün Türk töresiyle, bu toprakların değerleriyle en ufak alakası bulunmayan Vahhabi anlayışınız yandaşlarınızla beraber bu coğrafyadan silinecek. Zor olacak ama olacak.

Biz, bugünleri yaşadığımız gibi o günleri de göreceğiz.

Cefasını çekiyoruz, sefasını da süreceğiz.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
28 HAZİRAN 2018

15 Haziran 2018 Cuma

CHP SEÇMENİ TARİHİ FIRSATIN FARKINDA MI? - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR



CHP seçmeni Muharrem İnce ile enerji buldu...

Öyle ya da böyle umutlandı. Hatta en partizanından bile "Keşke daha önce partinin başına gelseymiş" cümlesi duyuldu.

Merak ettiğim soru şu:

Aynı CHP seçmeni, başkanlık seçiminde Muharrem İnce için oy verirken, onun parti başına geçmesine engel olan, onun yakınındaki neredeyse hiçbir vekili aday bile yapmayan...

26 Mayıs 2018'de de parti bildirgesi adı altında Atatürkçülere, Kemalistlere Sevr'den sonra en kötü belgeyi dayatan ve halen yer yer İnce'yi baltalayan açıklamalar yapan Kemal Kılıçdaroğlu'na oy verip...

Ve bu şekilde Kılıçdaroğlu'nun Muharrem İnce'nin sürecinden bile pay çıkarmasına ortam mı sağlayacak...

Yoksa...

Muharrem İnce'ye ayrı, Kemal Kılıçdaroğlu listelerine ayrı tepki verip, bu ikisi arasındaki makası açarak Muharrem İnce'nin parti başına geçmesi için daha uygun şartların oluşmasına yardım mı edecek?

*

Ekonomik kriz eksenli bir erken seçimin çok uzakta olmadığı aşikarken...

(Yani 2019'de bir seçimin daha olacağı belliyken...)

Alternatif sorunu yaşamıyorken...

Üstelik alternatifi ile ittifak olacağından oy başka bir yere de gitmeyecekken... Bu sayede partisinin vekillerini bizzat dışarıdan denetle(t)me şansına sahip olacakken...

CHP seçmeni bu hayati fırsatı cesur bir şekilde değerlendirecek mi...

Yoksa yine bilerek ya da bilmeyerek CHP'deki dönüşüme engel mi olup...

Ve de partide değişim için mücadele veren insanların işini mi zorlaştıracak...

Hangisi?

CHP seçmeni bunu çok iyi düşünmeli...

Muhtemel 2019 erken seçimlerine hangi liderin önderliğinde ve hangi kadrolarla girmek istediğine karar verip, buna uygun davranmalı.

Ya da durumdan şikayet edemeyip, razı olmalı.
MUHALEFETİN LİDERİ DE ERDOĞAN...

Gündemin en önemli konularından birisi de Erdoğan'ın kapalı kapılar ardında yaptığı ve ne hikmetse dışarı sızan, videosu bile çekilebilen "HDP'yi baraj altında bırakın" açıklaması.

Hı hı evet, kuvvetle muhtemel eşine bile güvenmeyen Erdoğan, etrafındaki "kriptolara" rağmen bu kadar gizli bir bilgiyi böyle bir yerde konuşacak. Evet, kim olduğunun tespit edilmesi büyük ihtimal olan kişi de buna rağmen cesaret gösterip Erdoğan'ın konuşmasını dışarıya paylaşacak.

Bilmeyenlere paylaşalım:

Gazetecilikte "bilinçli sızdırma" diye bir şey vardır. Kişi kamuoyuna ulaşmasını istediği bilgiyi ya bir ortam ya da bir kişi üzerinden kamuoyuna sızdırır, sanki aslında bilginin gizli kalmasını istiyormuş gibi davranarak.

Erdoğan, kendi ekibine seslenir gibi yaparak aslında karşı seçmene emir verdi o seçmen bunun farkında olmasa da. Neydi o emir?

"HDP'ye barajı geçirin."

Azımsanmayacak bir kitle de Erdoğan'a sözde inat ve karşı olarak Erdoğan'ın istediğini yapacak...

Sonra da bu kişiler muhalif diye, akıllı diye ortalarda dolaşıp AKP seçmenini sorgulamamakla, koyun olmakla suçlayacak.

Ne güzel değil mi?

Tabii ki değil.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
14 HAZİRAN 2018

9 Haziran 2018 Cumartesi

DEMİRTAŞ'A SOR-AMIYORLAR... BEN SORUYORUM... - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR


7 Haziran 2018'de sosyal medya üzerinden "Demirtaş'a soruyorum" adlı bir çalışma yapıldı.

Sosyal medya üzerinden Demirtaş'a sorulan sorulardan bir tanesi "Hapishanede en çok neyi özlüyorsunuz?" Demirtaş'ın yanıtı da "Babalar en çok kızlarını, kızlar da en çok babalarını özler." olmuş.

Bugün de 9 Haziran 2018...


Başında, "Demirtaş'ın heykelini dikmek istediği" bebek katili Apo'nun olduğu narko-terör örgütü PKK tarafından 23 yaşında şehit edilen öğretmen Aybüke Yalçın'ın birinci ölüm yıl dönümü.

Babalar en çok kızlarını, kızlar da en çok babalarını özler derken Demirtaş, dün, aldıkları karnelerini babalarına göstermek için şehitliklere giden çocuklar var bir de...

Başka birisi de Demirtaş'a "Erdogan'in ve destekleyicilerinin 6-8 ekim olaylarindaki manipülasyonlarina karsi HDP'nin yeteri kadar aciklayici ve inandirici politikalar gelistirebildigine inaniyor musunuz" demiş, o da "Maalesef yetersizler." yanıtını vermiş.

Keşke birisi de aynı Demirtaş'a, "şakacı ve komiksin de heykelini dikeceğini söylediğin Apo'nun başında olduğu terör örgütü on binlerce masumu şehit etti, etmeye de devam ediyor. Bu terör örgütüne karşı kişi ve parti olarak karşı durma kaygınız var mı?" diye sorabilseydi, kendisi aynı şekilde bu soruyu da alıntılayıp yanıt verseydi de okusaydık...

PKK eli kanlı terör örgütüdür. HDP onu reddetmeyen, aksine bu örgütün yaptıklarının "AKP" eliyle kazanımlara dönüşmesi sonucunda o kazanımlara sırtını yaslayarak var olan bir parti, bir vitrindir. Ellerinde ve zihinlerine kan vardır. Ve bu kan, bunlara NE SEBEPLE OLURSA OLSUN destek olanın, normal görenin de ellerine bulaşır, bu durum kaçınılmazdır.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
9 HAZİRAN 2018


SEÇİME PAZARLIK YAPILAMAYACAK ŞEYLER (DE OLMALI) - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR

Birilerinin gözünde Kemal Kılıçdaroğlu'dan "ideolojik" olarak farklı olan ve birilerinin gözünde Atatürkçü olan bir Cumhurbaşkanı adayı, mitinginde diyor ki

"Türkiye'de Türk, Kürt, Ülkücü, HDP'li hepsinin kardeşi benim. Büyük şemsiye altında buluşmak yakışır bize, Cumhuriyet şemsiyesi. Türk, Kürt, Alevi, Sünni hepimiz bir şemsiyenin altında. Bunu birlikte başaracağız."

Nereden başlamak lazım?

Eğer bir kişi, ırk ve mezhep esasına dayanmayan Ulusal Türk kimliğini etnisite olarak görüyor ve etnik eşitlemelerde kullanıyorsa, bu, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu felsefesini reddetmek demektir.

Ulusal kimliği "etnisite" olarak kabul edip, etnisitelerin vurgulanmasından oluşacak bir "şemsiye" için olmazsa olmaz olan şey kurucu felsefenin, emperyalizme direnen son kale olan ulus devletin yapılacak yeni bir anayasa ile yok edilmesi demektir.

Yine tekrarlıyoruz, Türkiye Cumhuriyeti'ni her şeye rağmen bir arada tutan, farklılıkları inkar etmeyen, onları kültürel kimlik gören ama ortak değerleri resmileştiren bunu da etnisite ve mezheplere adil olabilmek için "kör" olan yaklaşımıdır.

Bunun iki dayanak noktası laiklik ve ulusal kimliktir. Sen ulusal kimliği etnisite görüp tek tek etnisite vurgusu yaparsan ulus devlet yapısını, ulusal kimliği...

Mezheplerin ısrarla vurgulamasını yapıp altlarını çizersen de laiklik ilkesini yerle bir edersin. Ve bu durumun hem topluma kanıksatılması hem de Yeni Anayasa ile resmileşmesiyle Cumhuriyet ayakta ka-la-maz.

Eşyanın tabiatına aykırıdır bu durumda ayakta kalabilmesi.

Ve hiçbir oy hesabı, pazarlığı, kimseye ülkenin kolonları üzerinde oynama hakkını vermemeli. Adaylar bunu yapıyorsa seçmenleri dur demeli.

Yukarıdaki ayrıştırıcı söylemi HDP de kullanıyor AKP de. O zaman ne farkın kaldı senin onlardan?

Kurucu felsefe bu ülkenin omurgasıdır. Kırılmış omurga hiçbir yükü kaldıramaz.

Yukarıda bu konuşmayı yapan adayın "mantığına" göre HDP'li ve Kürt kökenli yurttaşlar ayrı insanlar. Bir kişi hem Kürt kökenli hem HDP'li olamaz. Aynı şekilde Kürt kökenli bir yurttaş Ülkücü olamaz(ki bunun birçok örneği vardır) aynı şekilde birisi de hem Sünni kökenli hem de Kürt kökenli olamaz. Alevi kökenli yurttaş da Türk olamaz. (Aleviliğin bile aslında Türkmen kültürü ve Alevilerin de zaten Türkmen olduğunu ya bilmediğinden ya bilmek işine gelmediğinden)

Bu yaklaşımın yarattığı karmaşayı gördünüz mü? Bir de bunun insanların tamamen kimlik siyasetine döktüğünü düşünün. Kanıksandığını. Farz edin ki herkesin kişisel özelliği ve donanımından önce siyasal kimlik haline getirilmiş kültürel kimlikleri geliyor. En ufak bir tartışmadan iç savaşa, kalıcı ayrışmaya yol açacak bir süreç.

Bu ülkenin bölünmez bütünlüğü ve onun temel dayanağı kurucu felsefesi hangi seçimden daha önemsiz?

Hangi seçim bu ülkenin ilelebet payidar kalmasının "olmazsa olmaz" kırmızı çizgilerinden daha değerli?

Eve kiracı olma iddiasındaki kişinin evin kolonlarına dair değişiklik hakkı olabilir mi? Hele de o değişiklik evin çökmesine sebep olacaksa?

Futbol tabiriyle, "O topa girmeyin. O top ayak kırar."
Siyasi tabiriyle de "O söyleme öyle girmeyin, o söylem ülke ayrıştırır, sonra da böler."

Yazının içeriğine dair soruyla, seçmenin en başta desteklediği adaya dair denetleyici olması gerektiğinin ne kadar hayati önemde olduğunu vurgulayalım:
Böyle bir konuda bu kadar yanlış bir yaklaşım belirliyorum ama kendini Atatürkçü olarak niteleyen insanlar bu duruma dair "şerh" bile düşmeden mitingleri dolduruyor. O zaman bu üslubu ve ülkenin intiharı olan söylemi tercih eden aday kendisini değiştirme gereği mi duyar? Yoksa söyleminin Atatürkçü seçmende karşılık bulduğunu mu düşünür?

Ek soru da bu haberin yayımladığı sayfalardan birisi olan Yeni Ak*t'in habere ilişkin görseline dair:

Şu zamana kadar hiç Ak*t'ten CHP konusunda bu kadar uysal, objektif bir haber paylaşım tarzı gördünüz mü? Peki o zaman bunu hiç yapmayan Ak*t bunu neden yapıyor ve ne istiyor?


Sizce hedeflenen ne ve neden hedef bu şekilde?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
9 HAZİRAN 2018