18 Temmuz 2018 Çarşamba

CENAZE ÇİÇEĞİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ - MİSİLLEME KURŞUNKALEM




"Şu dönemi akıl sağlığını koruyarak atlatana ileriki yıllarda devlet, gazi maaşı bağlamalı!"

[ Oğuzhan Ceyhan ]

***

Kafamı yemeye başladığımdan emin olduğum yerde aklımda cevabı allahuekber olmayan ve iç içe geçmiş tek-bir, soru:

Yemeğe başlamadan önce yemek duası ettim mi? Duayı ederken Allah'ımıza mı dedim yoksa Tanrı'mıza mı? Hamdolsun?
...

Çook önceden sormuştum değer verdiğim birisine, ağzımı yaya yaya ve bin bir hevesle:

"Kadınlar... Kendilerini güldüren erkeklere ne hisseder?"

Ya gerçekten düşünceleri buydu ya da sorunun birinci dereceden muhatabı olduğunu hissettiği için şöyle bir yanıt vermişti, öyle düşünmese de Anglo Sakson bir ses tonuyla:

"Kadınlar kendilerini güldüren erkeklere gülerler."
Sonra kırılan parçalarımı toplayarak olaysız dağılmıştım, yanıltıcı da olsa öğreticiydi.(Önceden'di. Eskiden.)

Kadınlar kendilerini güldüren erkekleri öldürebilirler de... Farkında olarak ya da olmayarak da. İyi de bu kadın ve güldürmek meselesi nereden aklım geldi? Bazen hava soğusun diye dua edersin bencilce ama ceketin adresinin senden başka bir noktaya gitmesi hedefse bence o kadar da değil, bencilce yani, neyse. Ya da camın açık olmasını istersin arabada, soğuk olmasa da essin diye, ya da senden ve planlarından bağımsız, senin  de planlarından habersiz ve bağımsız olduğun noktada güzel esinti olduysa, ceketim, nerede? Olmasını isteyebileceğim yerde.

"Eyvah nerelere geldik, cümleler, kelimeler dans ediyor."

Ki bazı cümleler dans bittiğinde bile yerine oturmayıp yerinde duruyor. Sanki kelimeler Senâ ve dans edilen yer tam da nikahlanı-lan!(düğün ortamı şaşkınlığı) yer, nikahlanan ise Onur ve Simge. Ve Holosko artı bir miktar, hatta çok miktar şarap. Görevlilerin bizi gör'düğü ölçüde.

Siyah mı giyince mi söz oluyordu beyaz mı giyince?

- Evet.

Ne kadar da tatmin edici bir yanıt ki insanın yanıtlardan tatmin olması tatmin beklentisine ayar çekmesi ile mümkündür ve tatmin edici şeyler de genelde tatmin beklemediğin yerde ve yerden gelir.

Konumuz bu da değil.

Tam bu anda açılır kitaptan bir sayfa:

"Zevk sahibi olmak, nelerin hoşumuza gittiğiyle alakalı değildir. Zevklerimizi  araştırarak edinir, tarzımızı düşünerek oluştururuz. İnsanın sesi gibi, işitme duygusu da terbiyeye muhtaçtır. Kulağı tavlayan melodilerden keyif almak, zevksizlerin de becerebileceği bir sathiliktir. "


Belki de sevme duygumuz da konuya dahil edilmeli, terbiye görmeli ve bu kadar da tava yatkın olmamalıdır.  Felsefede birisi, bu genelleme de dair tüm genellemeler yanlıştır der ve sanki bana yadigar kalandır bu söz.  Yadigar deyince aklıma Türk sinemasının soğuk yüzlü kadın tiplemesi de gelse de. Kendime mi ateş ettim ne?

Simge'nin düğünü demişken, çooook istisnai durumlar olmadıkça evliliğe en uzak profil olan ben, böyle olduğumdan ve kadın olmadığımdan, bu tercihimden de memnun olduğumdan düğün esnasında atılan çiçekle pek ilgilenmem. (Gittiğimiz düğünde de böyle bir yarışma yoktu çünkü eşeğini sağlam kazığa bağlayan Berçem, düğün çiçeğini ilk elden, Simge'den gidip almış, işini şansa bırakmamıştı.)

Ama bugün...

Çok değerli bir hocamın kayınvalidesinin cenazesine gitmişken...

Doğal olarak da ortamın en yabancı ve genel kitle ile iletişimsiz kişisiyken...
Yani ben o köyden değilken...

Naaşın, namazın kılındığı camiden mezarlığa götürülmesi kapsamında omuzlara alınması sırasında ben de bir iki adım da olsa omuz vermek isterken tabuta...

O sırada, elinde cenazenin yanında duran büyük çiçeği elinde tutan bir abi(yetkili bir abiye benziyordu), bana dönüp sen şu çiçeği bir tut dedi ama bir'den fazla tuttum, çünkü kimse çok uzun süre kimse benden almadı çiçeği. Çiçeğin ağırlığı ve kolumun ameliyattan ötürü ağrıyor olması da cabası. Tabii bunlar sorun değil ama ben ne yapabilirim ki elimde devasa ve ancak iki elimle tutulabilinen çiçekle?

Hadi ağırlık kısmını geçtim de. Ya düğün çiçeği ile düğünde o çiçeği elde eden arasındaki ilişki, cenaze çiçeği ile o çiçeğin talihlisi arasında da varsa?

Yaşayıp göreceğiz. Ya da ben yaşamayacağım, el birliğiyle beni gömeceğiz ve göreceksiniz. Ha-ha.

Arkadaşlarım ve onlardan biriken muhabbetler, yaşanmışlıklar yer yer yaşanmamışlıklar, Misilleme Kurşunkalem'in temel yakıtlarındandır. Bazen bunlardan haberdar olur bazen olmazlar ama ne fark eder? Dirsek koluna değdiğinde aynı şekilde ağrır, şiddeti aynıysa, bilerek de çarpsa bilmeden de. Bir arkadaşın o yazıda olup başka yazıda olması onu değersiz kılmaz, başka arkadaş da yazıda kendisini bulur ama esas bulması gereken yerde bulamaz. Çünkü olması, durması gereken yerde durmamıştır ki bu gerçekten Misilleme'nin suçu değil üzüntüsüdür, üstelik de sebebi olmadığı yerde. Eskiden.

Ne diyorduk? Cenaze çiçeği(Yazı başlığı da tam bu anda belirir). Benim için çok da sorun olmaz aslında durum, eğer annem bu sözlerime çok kızmayacaksa. Oğuz Atay okumanın da etkisiyle 33 yıl yaşasam bana yeter demiştim 30'unda ve yaşım şu an 32'sinde. Gerçi sonrasında, sayısalcı olmama ve o alanda kendime güvenmeme rağmen Oğuz Atayın yaşını yanlış hesaplayıp 33 değil de 43 yaşında öldüğünü öğrendiğimde ve o andan itibaren sonrasında düşündüğümde oleyyy demek yerine yolun gözümde büyümesi hissi olmuştu, bir insanın hayatta kaldığı müddetçe harcaması, harcayabilmesi için de kazanması gereken miktarı düşündüğümde.

Konu kasvetli mi, o zaman hemen Murat Menteş'in kutsal kitaplarının birinden bir sayfa daha açalım, payımıza ne düşerse, payımıza ne düşüldüyse:

"Felek, tesadüflerle sağ gösterir ve gerçeklerle sol vurur.(İdeolojik yaklaştığını düşünmüyorum M.K) Mutluluk, bu ikisi arasında geçen sürede yaşanır. (...) Galiba ben... Pavlov'un Freud'a hediye ettiği köpeğim."

Tanınmak için taktığım gülü tanınmaz hale gelen hislerimi temsilen ve ironi olsun diye kalbimin üstüne taktığım doğrudur, iz ya da söz olmasından tam-bağımsız.

Misilleme yazıları için fazla ılık bir cümle mi oldu, o zaman şöyle soralım böyle bitirelim:

Bazı kitaplar abdest alabilir mi?

Alabilirse bu, dinen caiz mi?

Bunun dinde olduğu kadar edebiyatta, ikili ilişkideki karşılığı nedir?

Ve ne çok sayfa var değil mi? Açılmış, kirlenmiş, açılmadan kirlenmiş, açılmaya mecali bitmiş, açılmış içeriği beğenilmemiş, çok beğenilmiş, kullanılmış, kullanılmış hissetmiş, yorulmuş, direncini kaybetmiş ya da yenisiyle yeniden doğmuş.(Son cümlede ya da'dan sonrası henüz yapılmamış ve tadilat aşamasındadır. Vereceğimiz cümlesel gürültüden dolayı özür dilemeli miyiz, emin değiliz.)

***


Bazı şarkılara denk gelmek hiç hayra alamet değil.

MİSİLLEME KURŞUNKALEM
18 TEMMUZ 2018 2226
Cumhuriyet'in Ankara'sı



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder