11 Haziran 2018 Pazartesi

KASVET BAZEN KASKET TAKAR AMA BU ONU DSP'Lİ YAPMAZ - MİSİLLEME KURŞUNKALEM



"Yaklaştı fırtına / denk geldi son fırtına şimdi Hz Nuh gibi bir gemi yapacağım Allah Aşkına"

[ Havadar, Büyük Ev Ablukada ]

***

Korkulan olmasa da korktuğum oldu. (Sanırım) Faranjitim nüksetti. An itibariyle kendimi yine içinden su(bu kez limon ve tarçın eklentili) geçen boru gibi hissediyorum. Çünkü boğazım nemli kalmalı, çünkü en doğal çözüm içmek... İçtikçe içmek... Ve daha çok içmek. Suyu tabii ki.

Huysuzluğun bini bin bir para. (Bini bin bir para ise biri kaç para diyeceğim ama konunun ekonomiye, oradan da çaktırmadan götüm götüm siyasete gelmesini istemiyorum.)

Mersin'de bu mevsimde üşüyor olmamın iki ihtimali olabilir. Ya hastayım, ya da kalbimin başkenti genç adamsın ateşin daha da harlanmasın diyerek güzellik yapıyor. (Birileri sen artık o kadar da genç adam değilsin diyebilir. Onları anlıyorum çünkü 1259 yaşındaki Kaan abi ile 1385 yaşındaki Ogün abiyi tanımadılar. Haksız mıyım Mustafa Abi?

Beni kısmi hasretle kucaklayan annem, büyük bir başarıdan sonra boyna yaklaştırılacak madalyonu tutar ve o hissiyatla yaklaşır gibi elinde beyaz atletle bana doğru geliyor. Geldi. Beyaz atlet. Ya hastalığın alınganlığından ya da özlem abla ile fazla hasbihalden ötürü oluşan iç güveysinden keresteleşme sürecinin de etkisi ve bir yandan da bunu reddetme refleksiyle hassasiyet gösteriyorum. Hakarete uğramış gibi... ("Hayat" işte Özlem abla... Başka ne diyebilirsin ki...)

Tamam, ilk okul birinci sınıfta öğretmenimiz bize "Eğer atletinizi kilodunuzun içine koymazsanız böbreklerinizi üşütürsünüz. "dedi. Evet, ben de hayat boyu bu kaygıyla neredeyse her durumda atlet giydim, atlet giymediğim mahşeri sıcaklarda bile öğretmenimin haklılığından ya da psikolojik gerekçelerle üşüdüm ama bu kadar renklerini kaybeden bir dünyada bir zahmet de artık beyaz atlet giymeyeyim de içimdeki çocuğa doblo alınıp camında da Tuğra belirmesin!

Üşümemin iki sebebi var dedim çünkü geçmişte ortalığı en illegal ve insanlık dışı biçimde yakacak, daha çok yakmakla tehdit edecek ve sonrasında da bunları örtmek ya da pişmanlık belirtmek için "üşüyorum" diyecek halim yok. (Umarım Servet Abiyi incitmemişimdir. )

Yazıyı yazmak için vörd dosyası açacakken masaüstümde boş yer bulamadım ki bunun gerçekliğini masaüstümü görenler bilir. Dolu otoparkta arabayla boş yer arar gibi arıyorum hayatta hiç araba sürmemiş ve böyle bir eğilimi hiç olmamış birisi olarak, empati, sen ne güzel şeysin. Şanstan bu akşam bir dosyayı bir dosyanın içine koymak suretiyle masaüstümde yer açmışım ve masaüstümün dışına taşan simgelerden birisi bunu fark edip orayı doldurmamış. Bazen bir şeyi "yenile"mezsen yeri dolmaz. Bazen yenilesen de dolmaz. Sen yürüyen boşluk olur taşarsın da yine olmaz. Olur öyle. Yürüyen demişken bir sayfa daha keşfettim Yürüyen TDK adında. Umarım bu sayfa, bir dönemler yakın arkadaş olduğum ama kibrinden yanında onu kutsamadan durulamadığından uzaklaştığım arkadaşımın değildir. Gerçi sabit iletinin Gidin, Twitter'da Türkçeyle ilgili hesaplara söyleyin: "Yürüyen TDK, emaneti olan Türk dilini almaya geldi. yazması ihtimali artırmadı değil. Kendisi bundan yıllar önce etnikçilik yapıyordu kıyısından, hayır, ilk aklına gelen etnik yapı değil. Sonra bir kitapta ilk Türk'ün kendisi olduğu yazıyordu sanırım. Hatta en Türk'ün kendisi olduğunu. Ya da o buna inanmak istedi. Ve inandı. Ya da inandı. 
(Zaten birçok inançlı insan da okumadan inanmıyor, inanmakla da kalmayıp ahkam kesmiyor mu kiburadaeleştiriinananadeğilokumadaninanana ve bununlayetinmeyipahkamkesenebuhakkıkendindegörende.) Sonra o, o yolda değilken ulusal kimlik savunan bizlerin Türklüğü, sonrasında kan falına bakmıyoruz diye tevfik edildi. Evet tebrik değil tevkif. Neyse konumuz bu değil. Beni bu durumda en çok üzen şey, yer yer Neşet Baba bile paylaşan alternatif ve halden anlayan, kibirden uzak TDK sayfasının kapanmış olması. Ya da ben şu an bulamıyorum.

Velhasıl ben beyaz atleti, kendim giydim annemin yönlendirmesiyle. Annem doğurdu benden sonra, kardeş dedim, kardeşten fazlasına bu ara pek dönmedi dilim, verdiğim değerde sorun yok, kelime olarak yani. Yarı şairden esin yarı kelam el emeği, "Kardeşimden de olsa, adını zikretmediğim, adını, varlığını varlığımdan azımsasana!

Tamam sakinim.

Kitaplığımın olmadığı yerlerde yazdığımda karargahından uzak kalmış komutan gibi hissediyorum, mobil birlik.

Ve ara ara (hayatta aramaz) nasıl üşüyorum. Utanmasam çocukluğuma ineceğim ya da yatacağım halde çoraplarımı giyeceğim. Cennete cenneti vaat etmek, cennetin kendisine ihanet etmeyi deneme saydığı yerde çok anlam ifade etmiyor. İçtiğim litrelerce suyun yanında kek var ama yersem diyorum, kendine has yapısıyla boğazımda kalırsa daha kötü olurum ve o tahrişin yaratacağı tahribat beni en az 20 yıl geriye götürür.(Benden kekle ilgili o siyasi ve kısa sürede birçok şey gibi gereksiz sündürülen esprilerden halen bekleyebilen varsa gömün de öleyim. Ya da daha kötüsü, doğrudan birilerini eleştiremediğim yerde o eleştiremediğim kişiye yönelik sığ ve partizanlık kokan yorumları beğeneyim.)
İyileştikçe daha mı çok hasta oluyorum hastalandıkça iyilik bana mı pek yaramıyor emin değilim. Kardeşim, o kapı şişmiş abi o yüzden kolay kapanmaz yani çarpmaz diyor ama çarpıyor. Sorun kardeşimde mi adında mı emin değilim. Kardeşlik ve kibir demişken, her kriz anı yeni bir hayal kırıklığı oluyor ve hayal kırıklığı kumbaramdaki en hareketli günler hep öyle anlara denk geliyor. Yoldaş kabul ettiğin yoldan çıkmaya, canavar olmaya başlarsan onunla aynı yolda gider misin? Gidersin çünkü biletlerin değiştirilme şansı yoktur. Ama bu gidişler bu şekilde olursa bazı şeyler ne kadar kalıcı kalabilir, pek sanmam. Çünkü bilirsin, "Bu iş bu tatla gitmez." Özrü kurcalamadan göremediğin, duyamadığın, bu konudaki samimiyeti ve anlaşılmışlığı hissedemediğin yerde konuşmak cümle sarfiyatı değilse ne?

- Bu yazı da kurcalamaya dahil.

Dibe vurduğun yerde süper kahraman olmak zorunda olduğun alanlara düştüğünde kostümünü giyip rolüne devam etmekten başka şansın kalmaz. Çünkü o kardeş, çünkü o anne. Ne çok kişi kendi kendini silmiştir hayatından da sorsalar sen en keskin en öfkeli sensindir soruya yanıt diye. Ha bu arada Ayçe abla, Ulus mektubunu almış, mutlu olmuş, sana yazacak olmuş ama nedense kelimeleri toparlayamamış. Ben ilk fırsatta döneceğim ona dedi. Ya da döneceğim dedi ona ilk fırsatta, emin değilim.

TDK katında olmasa da bence iki noktanın da canı var. Üç noktanın çok duygusallık, tek noktanın soğukluk ya da duygusuzluk algılandığı yerde iki nokta yer yer "kıvamında"lık, yer yer arada kalmışlık anlamına gelir. Kıvama önem veren kişilerin aslında kıvamı değil de kendisini önemsediğini anlarsın ve insan kendi akrabalarını kendi seçemese de kendi akrabalarını kendi silebilir, silmelidir. Ve daha tehlikelisi, tehlikeli değilse bile ürkütücüsü bu kadar büyük cümleleri sanılanın aksine seri katil hissizliği ile yazabilmektir bazen. Yazı yazıldığı sürece girilmeyecekse bir odaya saatlerce yazmak istersin bazen kolundaki ağrıya rağmen.

- Hem elden başka ne gelir?

Bazen somutlaştıramadığın şeylere dair işaret beklersin. Çünkü yaşadığın hayal kırıklıkları, seni çok daha sağlamcı olmaya itmiştir. Sen çok yoğunsundur dönemezsin bazen, dönecek olduğunda da sana çok değer verme iddiasındaki bazı kişilerin randevu defterinde yer bitmiştir.

- Ustam, seri katil hissine takviye çeker misin?
- Tabii abim
- Teşekkür ederim.

İki nokta gibi hisseder insan kendini bazen. Ama hangisi?
Kıvam mı yoksa arada kalmışlık, sıkışmışlık mı?

Tabii ki ikincisi!

"Bazen doğru olmadığını bile bile yine de iki nokta kullanırsın." dedi birisi, yazının son dakikasında atılan güzel gol kıvamında. Ve fark etmeden. Dedim(Dedim ile başlayan cümle sizde de sondan başa doğru gidecek cümle algısı yarattı mı? Pardon böldüm, özür dilerim.) söyleyen bunu klişe derdine düşmek için söylemediğinden daha ön yargısız düşündüm de, doğru olmadığını bildiklerimizi hangi sebeple olursa olsun yapmasaydık, dünya daha güzel bir yer mi olurdu yoksa daha renkli ve eğlenceli mi?

İşte bu soruya vereceğimiz yanıt, bizim bencil ve düşüncesiz mi yoksa huzuru arama derdinde bir seferi mi olacağımızı anlama açısından belki de önemli. Seferilik de iyidir, Ramazan'da da, sonrasında da.

Yanılıyor muyum Yoksa(x2) öyle değil mi?

***

"
Denizin dibinde / Demirden evdeyim 
Sarpa saran bu masalda başroldeyim. 
Nerede görülmüş böyle alengir? 
Sonunu ne sen sor, ne de ben söyleyeyim."


[ Havadar, Büyük Ev Ablukada ]


MİSİLLEME KURŞUNKALEM
12 HAZİRAN 2018 0218
Pozcu, Reşit Galip Mersin'i.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder