13 Mayıs 2018 Pazar

KALEM, PIRILTI, SANDALYE VE BİR MİKTAR "TEHLİKELİ OYUNLAR" - MİSİLLEME KURŞUNKALEM




"Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum."


                                                                                    [Tehlikeli Oyunlar - Oğuz Atay]

***

Bataryası ölü olduğu için kablosu takılı olmadan çalışmayan bilgisayarımın kablosunu sağlama almak için dokunmamla temassızlık sonucu bilgisayarımın kapanması bir oldu. Üstelik kabloyu çıkacağı değil gireceği yöne doğru iteklemiştim. Bazen öyle olur. Neyi çok istersen tam tersi olur. Bu Murphy de büyük işsiz birisi sanırım.

Yarım kalan yazılarla yarım kalan kitap çalışmalarının arasından parmak ucunda yürüyerek geçiyorum. İnsanın hayatında hiçbir şeyden keyif al(a)madığı anlar vardır. Bende bu evreler genelde kısadır ama hatırı sayılı tahribat yaratır.

İçimde çağlayan bir şeyler yok artık, farkındayım. Belki de bu seneki şampiyonluk yarışı şampiyonluğa en yakın takımın taraftarlarını da fazlasıyla yıpratmıştır?

- Fazlasıyla.

Cennetin cenneti vadedesi yoktur, potansiyelinden bağımsız, hatta ihanet edercesine kendine. Benim de zaten kendi cehennemine müdahale etmekte tereddüt edene kalıcı katkı sağlanmayacağını bilecek kadar yaşanmışlığım var. En azından mevcut ahval ve şerait içinde. Mevsimaydınlık değildir bunda Ankara'daki yalnızlığın daha doğrusu soğukluğun payı vardır. İçin ayrı bir üşür son günlerde ama bunun vatansızlıkla bir alakası yoktur çok şükür. Devlet ile hükümet ayrımını yapamayanların da, hükümet üzerinden Türk devletinin varlığına ve kurucu değerlerine saldırılarını, nefretlerini meşrulaştırmaya çalışanlar için de çıkmaz sokaktır bu kalemden çıkanlar. Bir hainin deyimiyle "Başka kapıya!" Ve bu kalem, kısa vadede sarsıldığı olsa da uzun vadede durması gereken yeri bilmiştir. Orada dur uyarılarının pişmanlığı, git kelimesinin gereksiz vurgusuna yüklenenlerin sırtında. Polemik kaygısından istiklâl-i tam.

 Coğrafi haritamda beklentinin sıfır noktasındayım. Nokta çok kayalık, herkesin kafasına bir şey gelebilir, ama kurt yaşlı, ve puslu havalara aşina, yediği ayazın hafızasını yanında taşıyarak yürür, her daim, bazen belli etmese de.

***

"İnsan, bir yere saplandığı sırada kendini nasıl idare eder acaba? Bir şeylerle uğraşıyormuş gibi görünür herhalde. "

                                                                                    [Tehlikeli Oyunlar - Oğuz Atay]


***


Kalmasını istediğim bir dost, can, bir etkinlik duyurusuna dair paylaşımına iliştirdi cümleyi, onun cümleye yüklediği anlamlardan çok daha bağımsız ilham oldu kapıları tekmeyle açtı cümle; "Bugün burada olmalıydın."

Sonra sordum kendime, en son ne zaman olmam gereken yerde oldum? En son kim, olması gereken yerde oldu? Durdu? Daha tehlikelisi, en son kim olmaması gereken yerde oldu, daha yakıcısı, en son kim olmaması gereken yerde kaldı?

Hataların süresi, hataları tercihlere evirir. Yargı, böyle durumlarda iyi niyet hali indirimini ortadan kaldırır, haklıdır. Hakkıdır.(Melis'in goncası olan değil.)
Ve tüm bunlardan bağımsız köklü bir kulüp, Galatasaray'la oynadıkları maçta "Cimbom kümeye" dedikten 3 yıl sonra ikinci kez küme düşüyor. Fakat benim meseleyi "Galatasaray'la uğraşanın çocuğu olmaz." eksenine çekesim yok.(En azından bu yazıda.) Bu kulüp, şehrinin Suriyeli akınıyla, yanlış dış politikanın sınıra yakın olması yüzünden kendisinde daha yakıcı etki yaratmasıyla bu hale geliyor ve bugün yapılan başkan seçiminde iki aday da aynı sayıda oy alınca sonucu yazı tura belirliyor, işte tam da o anda birisi "ya dik gelirse" diyor, insanın o an, bu insanın bu kaygısına, kaygısındaki ciddiyete odaklanası geliyor. Kimse saçmalama bile demiyor. Belki de insanın özlem duyduğu, tam da böyle bir haleti ruhiyedir. Merak ediyorum, o adam, bu akşam yemeğine ne yiyor?

...

Yarım kalan ve tamamlanmayı bekleyen yazıların kaynakçaları bilgisayarda en az 40 pencerelik yer kaplar. Yıllardır format yüzü görmeyen bilgisayarda bu durum "ağır" bir etki yaratır ve sadece bir word dosyasının açılması 26 dakika sürebilir. Belki de bilgisayarın bu Milli Mücadele dönemi kağnısı performansı yazdıklarıma milli ve büyük anlamlar yüklememde pay sahibidir. En azından ben, yaptığım bir işte engellerle karşılaştığımda, bedel ödediğimde yaptığım ve yazdığım şeyin doğru olduğuna dair daha güçlü hissiyat içinde oluyorum. Sizde de öyle olmuyor mu?

Telefondan karışık liste müzik dinlerken parçayı değiştirmek için yazı sırasında eline aldığında telefonu, sayfaların kapanması ile anlarsın o telefonu oraya koyma sebebini, "kullanacağın sayfa kaybolmasın diye." Allahtan böyle durumlarda olayın acısına odaklanma lüksünü kendimde görmüyorum da sayfayı yeniden bulma derdine düşüyorum. Parmak güneşi gösterdiğinde güneşe değil de parmağa bakmakla ömür mü geçer?

Öyle ya, bir zamanlar bazı sayfaları hızlı hızlı geçerdim bazı kitaplarda, konuya dair algılamadığım ama duyguya dair olanlardı onlar. Şimdi o eklediğim sayfaları daha da hızlı geçiyorum, bu sadece bir sonuç. Peki ya çözüm mü?

Bunun yanıtı bende değil. Varsa eğer kader, nasiptir. Yoksa da hass... Neyse. Tanıdığım bir Kadir varsa şu hayatta, o da İngiltere'de kendi ruhunu ve benliğini sevdiği şairlerle muhafaza etme derdindedir. Eminim.

Umarım içimdeki kasvet, odamdaki perdelerle alakalıdır ve umarım dünyada içeri perdesi olup, ışığı içeri verip dışarıdan içeriyi göstermeyen perdeler de vardır. Tanrım, lütfen...

Böyle anlarda insan ışığı açmayı hesap edemez. Edemeyebilir. Akıl tutulması yaşayabilir. Öyle bağlanır insanın aklı. Ama bu tutulmalar, süresini uzattıkça, fark edildiğinde desteklendikçe karaktere nakış gibi işlenir, bu nakışlar kimisinin hayata tutunmasını engeller kimisinde de tişörte desen olur, televizyon örtüsü olarak eskisi kadar tercih edilmediği yerde. Ve hepsi artık dünde kalmıştır, çünkü öyle olması gerekmektedir, doğrusu budur vs.

Ankara'da dengesizleşti yine iklimler. Belki İklim'in insani şartlarda çalış(a)mıyor olmasındandır?

Peki bir editör, boşluk tuşuna basmayı bilmeyen bir yazarın kitaplarıyla sınanır mı? Sınanır, belli anlarda yan odadır. Hayır, o ben değilim. Çok kişilikli olmam demek hepsinin farklı odalarda olmasına anlamını içinde barındırmaz.

(bir şairden esinleneyim)

- Hem hevesim daha yeni kaçtı, fazla uzağa gitmiş olamaz!

"Pazar ve Ertesi" parçasından payıma bu kez "zorlanır gülümsemem"e kadar olan kısım düşüyor. Üstelik insan, sabahları uyku sarhoşu bazı konuşmaların içinde bulunmalı, sonra kendisine yollanan video-cevaplardaki manayı fark ettiğinde tanıdığı öğretmenlerin birçoğu (olmasa bile en az biri) derse girmiş oluyor, arkadaşları ile buluştuktan sonra.

"O lelli".

Eğer elimde Oğuz Atay kitabı görürseniz gördüğünüz yerde indirin beni ya da ne bileyim kitabı elimden bırakmama ikna edin beni. Ama siz siz olun, Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar okurken sakin önsözleri okumayın, sonunu bildiğiniz filmi izler tatsızlıkta okumak istemiyorsanız onları.

Yazarın finali yazacak mecali ya da ilhamı bulamadığı yerde devreye giren alıntıları seviyorum:

"Mektubumuz, karışık olmakla birlikte, ruhumuzun aynasıdır. Derlenip toparlanması, içimizin derlenip toparlanmasına bağlıdır. Biraz daha zamana ihtiyacımız vardır. Acele edelim beyler!"

                                                                                              [Aynı kitap, aynı yazar.]
MİSİLLEME KURŞUNKALEM
13 MAYIS 2018 2218




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder