13 Nisan 2018 Cuma

ODA SOĞUKLUĞU, İNANÇ VE ŞEFKAT - MİSİLLEME KURŞUNKALEM


"Kafayı taktım çıkardım
Uzak yakın dekor tuzak
Savaş meydanında bir tutsak
Uyu uyan unutsak
"


[ Rüyalarda Buruşmuşum, Adamlar ]

***

Parça; parça tesirli bombaya dönüştü, her dinleyişte daha şiddetli patlıyor ama gerçek bomba gibi değil de ağızda patlayan şeker kıvamında, hazzında. Ağzına bir şey olmayacağını bildiğinde içinden gelen patlama sesleri hoşuna gider ya, o şekilde. Tüm saatleri aynı saate ayarlamak gibi tüm müzik çalan, çalabilen aletlerden aynı anda ya da senkronsuz duymak istiyorum, o derece.

"Bazı insanlar içinden konuşur, sen onları duyabilir misin?" dedi birisi. Hislerime güvenen birisi olarak evet demeye yakındım ama demedim. Yine -belki de aynı- birisi demişti risk almak kötü değil kolaycılık kötü bence diye ve bence de. Tam da bu kolaycılıktı susmak. Birisi aklındaki binlerce dedektörden geçirecek, geçirmeyi başaracak sözcükleri, her sonucu göze alacak, karşısındaki de susup "sadece" anlaşılmayı bekleyecek, hem içinden konuştuğunu anlayacaksın hem de konuşulanları doğru anlayacaksın. (Yanlış anlaşılmaya müsait davranıp hatta bizzat yanlış davranıp doğru ve daha doğrusu doğru üzerinden yanlış anlaşılmayı bekleyen insan tipine değinmiyorum bile! Yoksa? Değindim mi ne? Neyse...) İnsan, hayatın kendisine getirdiği engelleri şikayet etmeden aşmalı. Fakat insan, insan yapımı bu tarz engellere maruz kalmamalı, yük taşımamalı.

İnanç ve şefkat bir arada olursa ne olur?

Ne olur bilmem ama ne olmaz bilirim: Kötü insan.

Bazı kişilerin isimlerinin ya da soy isimlerinin tuhaflığında en büyük pay nüfus memurlarınındır. İşte o tarz bir hata da bilim alanında yapılmıştır bence. Çünkü bize uzay boşluğu diye anlatılan şey uzay hoşluğudur bizzat. Nereden mi biliyorum? Söylediğimde yok sayıldığından o boşluk sanılan hoşlukta süzülen cümlelerimin akibetini merak ettiğimden peşlerine düşünce anladım ben de.

- Laflara bak.

Bakmalı tabi laflara, ama sadece bakmamalı, bakıp geçmemeli.

Şarkı devam eder:

Gazı aldım hevaya uçtum
Tek iğneyle belaya düştüm
Saat kaç? Zaman hiç, içim taş
Işıkları kapatmıştım

Kulelere tırmanmıştım
Oradan size tükürmüştüm
Sonra aşşağı inip durmuşken
Niyeyse başım acık ıslaktı


Ya ben deliriyorum ya da salondaki halıda ağız açık bir canavar resmedilmiş. Ki ben halıdaki detayları anlamaya ya da anlamlandırmaya çalışmak yerine Ömer ile Milli Mücadele döneminde subay olmayı tercih ederdim. Tabii Çağatay ve Ali ile de. Ama Ömer Kurmay olmak istemezmiş, teğmen, üsteğmen yeter bana diyor. Benim de en sevdiğim rütbedir Üsteğmen. Teğmen çok toydur, dünyaları kendi yarattığını sanar, yüzbaşı ve sonrası da bana hep idealizm kaybı yaşanır gibi gelir, o yüzden üsteğmen tam ortasıdır. Ya da bunlarla hiç alakası yoktur da askerdeki takım komutanım üsteğmeni çok sevmiş, saygı duymuşumdur da ondandır.(Hala da görüşüyor, seviyor, sayıyordur.)

İnsanın içinin nerede çiçek açacağı belli olmaz, ama bilimsel olarak yaklaşırsak baharda muhtemeldir. (Bekleriz.)(Bekledi.)(Beklemeyi bıraktı.)(Önüne baktı.)

Biz Ömer'le yüz yıl önce cephede olmayı tercih ederdik. Harita başlarında sabahlamayı. Kurtuluş serisini izlemek yerine yaşamayı, Çağatay'la da birlikte.

Ve bir yerlerden mutlaka Muammer Sun'un yaptığı Kurtuluş serisinin müzikleri çalmalı.

Oysa güne WhatsApp mesajlarımın hepsinin silindiğini gördüm uyandığımda, telefonum ya bozuluyor, ya da bozulduğunu bozuntuya vermeden benim Geleceğe Dönüş serisini sevdiğimi bildiğinden(nereden biliyor?) WhatsApp bilgilerimi Şubat 2017'ye çekip eşek şakası yapıyor. Ya da olanlar, tüm bunlardan bağımsız kalıcı ve gerçek.
Gerçeğin, kalıcı olması...

Bazı şeylerin kalıcı olması.

İnsan, neyin kalıcı neyin geçici olduğuna kendisini karar veremiyor, büyük ölçüde.

Yazının sonuna önemli hatırlatmalar:

Yüksek sesle müzik dinlerken müzikteki bir ritmin kapı çaldığı izlenimi yaratmasından ötürü en güzel yerde parçayı duraklatmaktan daha kötü olan, kapının gerçekten o an çalıyor olmasıdır, beklemekten vazgeçmediyseniz ve beklediğiniz kişi gelmediyse şayet.

Ve de kedileri çirkinleştirmeden sevin. Çirkinlerse de bir yerlerinden tutuldukları için değil, çirkin oldukları için çirkin algılansınlar.

Yazı biter, şarkı devam:

"Ah... Düne bugüne yarına baka baka vay..."

MİSİLLEME KURŞUNKALEM
13 NİSAN 2018 1638
Cumhuriyet'in Ankara'sı, hâlâ.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder