20 Nisan 2018 Cuma

1- RÜYA. VE EKSİK KALAN İKİ KELİME - MİSİLLEME KURŞUNKALEM




"Kenara çekmişim bugün bir yokluk etkisinde 

yükümü ben boşalttım hükümü giydiren bir çift gözümde"

[ Küs, Kayra & Saian ]

***

Masamın üzerinde duruyor meyve tabağı. Normalde daha iştahla yiyebilirdim. Ama annem getirdi, annem hemşireydi, annem bana iğne vuracaktı, annemin eli hafifti ama nedense bu iğneden ilki üç gün önce sıcak temastaydı ve hiç olmadığı kadar acıtmıştı. Zaten insanı en çok acıtmayacağını sandığı şeyler acıttığında daha çok kanatmaz mıydı? Kanattı, kanıttı.

Belki de bu yazı, edebi ve dışa vurumsal tüm kaygılardan ziyade vakit kazanmak içindir yönelik, anneme... Annemin elinde hedefe yönelecek iğneye.

Sıradan olmayan insanların sıradan olmayan duygularını tanımlayan cümleleri başlıklarda heba etmek istememişimdir pek. Hızlı hücum maçı kurtarır belki, belki de sete dönmesi gereken anlarda acele kararlarla sete dönmüştür hayat da monotonluğu bundan. Bilinmez...

Meyve tabağının karşısına geçtim... Ya karşısındaki masayı devirip kendime mevzi yapacaktım, ya da masayı devirmeyip masaya koyduğum bilgisayarla aynı kelimelerden kaleler yapıp içinde savaşacaktım. Sonuç, okunandan hallice ve malum.

Tanrılar okulunda devamsızlık sorunu var mıdır bilmiyorum, ama mümkün olduğunca öneriyorum, değişim vakti geldiğine inandıklarıma.

Tutku, özgürlük, yalnızlık. 

Bunların üçü düzenli bir cümle olsa, gizli öznesi muhtemelen özlem olurdu, belirtili nesnesi de "keşke".

Bugün, "idare-i maslahat edin" diyenlere karşı "idare-i maslahatçılar esaslı devrim yapamaz" deyip devrim yapanlar olmasaydı, bugün yine idare-i maslahatçılar tarafından yönetilebilirdik ama yumruklarımız geleceğe dair bu kadar kararlı sıkılmazdı, gelecek güzel günlerin tüm hesabını yapma, bedeline katlanma pahasına. (Hiç bazıları üstüne alınıp da moda girmesin; Kılıçdaroğlu üzerinden mevcut düzende çözüme inananlar tabii ki sandıklarının aksine tapındıkları ve çözüm aradıkları sandıkları ile idare-i maslahat cephesinde.)

Annem elinde iğneyle odaya gelir.

Ben de tamamen yapay ama inandırıcı ve kararlı bir ifade,

- Yazı yazıyorum anne, sonra...

- Tamam oğlum, kapıyı kapatayım da cereyanda kalma.

(Kadın bilmiyor ki iç dünyamızda biz ne cereyanlarda kaldık. Hangi kapılar yüzümüze öyle bir kapandı ki biz açık olması için soğuğu iliğimize kadar almaya razıydık.)
(Ama bu da çok arabesk oldu be!)
(Bazen olur öyle.)

Ve işe yarar. 

Kaçınılmaz sonlara karşı zaman kazanmak bizi neden mutlu eder, sonucu değiştiremedikten sonra?

...

***

"Çok bilmiş ama ukala değil. Çok vicdanlı ama saf değil. Çok zeki ama kurnaz değil."

Övgülerle durum tespitlerinin at iziyle it izinin birbirine karıştığı gibi karıştığı dönemde övgülerden mutlu olmak, övenin cellat değil de iyi biz gözlemci olmasıyla anca, muhakkak.

Hafif daraldığın anda ruhunu okşarcasına esen rüzgar gibi dahil olur Saian, yazının kalbine:

"Zamanı yelkovanla küs geçirmek 
nedense hepsi memnun 
ne derse yaptılar 
ne denli sadıksın 
korkularına yenisi eklenir ama çıkışa kapalı kapıların 
ve sen de dargınsın..."

Gez-göz-arpacık'çasına irade-cesaret-işaret dediğim namludan vurmaya çalışıyorum hayatı, ıskalamadan. Payımıza at-avrat-silahtan atın kafası kalırsa diye inceden karıncalanarak. Edebiyata siyasi kaygılarla müdahale etmeye kalkan feministleri yazının sonundaki bekleme salonuna alıyoruz ve insan zor zamanlarda anlıyor kendisine en iyi geleni:

Kantaron yağı tabii ki!

Elçiye zeval olmadığı yerde elçi kellelerinden geçilmez tarihin çöplüğü. Cümleler arasındaki kopukluk, bazıları için tam tersi "bağlanma"nın göstergesidir belki de ve de uyumun.
(Senâ da şimdi bu kısma gereğinden fazla anlam yoracak.)(- Yok be olum...)

Çok küçüktük. Çok olmasa da küçüktük. Msn vardı. Oradan değer verdiğimiz insanlarla görüntülü konuşmalar yapardık. Üzerinde sevdiğimiz takımın forması olanlarla yapıldığında bu görüşmeler, mutluluktan ağlardık, "haşyetten bayılamadığımız yerde."

"Çağımızda hakikatin coşkusu, coşkuların da hakikati yok" demiş Karl Marx. İşte bu gerçekle yüzleştiğin yerde, hayatının merkezinde olmasını istediğin insanlar seni teğet bile geçmezken, hayatlarınızı karşılıklı olarak uzaktan izlediğiniz insanların cümleleriyle ısınabiliyor ruhunuz, dostlukla, vefayla, suçsa şayet, ortakla.

İsteksizliğimle alerjim kimyasal tepkimeye girince, Mersin günlerim odamdan ibaretleşiyor ibretlik biçimde. Kaan abi kelime oyunlarımı provoke etmese, Tantuni, atom ve ciğerin yanında gelen ezme salata bari sırtını dönmese...

İrade,
işaret,
cesaret Tanrım.

(İmla hatası yaptığınızda bunu ruh halinizle ilişkilendiren, ilişkilendirmekle de kalmayıp endişelenen insanlara değer verin. Bir de imla hatası yapsa da yapmamak için çaba sarf eden, eleştiriyi sadece birinci seferde değil, beşinci seferde de kişiliğine saldırı anlamayanlara. 
Ve de bir an öyle yapsa da sonrasında bunun telafisini başaranlara da.)

***

Olmak isteyip de olamadığımız ya da olamadığımız için olmayan ne çok rakı masası, sırf bu yüzden  Mustafa Kemal'e kalkamayan ne çok kadeh. 
Haliyle Resneli Niyazi'ye, Tıbbıyeli Hikmet'e ve Reşit Galip'e de... Afiyet olsun, iç geçirmeden içebilene, böyle bir şey mümkünse.

MİSİLLEME KURŞUNKALEM
20 NİSAN 2018 2326
Reşit Galip Mersin'i.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder