4 Mart 2018 Pazar

ŞAİRLERİN-YAZARLARIN ADININ BAŞINA EKLENEN CANIM KELİMESİNİN Ç HARFİ - Misilleme KURŞUNKALEM


"Önemli birisin, ama bu kayıp düzen..."

[ Bir Sherlock Değilsin - YÖKŞ ]

***

Normalde benim yazmam gereken yazılardan birisine yukarıdaki gibi değil şöyle girmem lazım:

"Dün 3 Mart, Devrim Yasalarının yıl dönümüydü. Siyasi iradenin gericiliği zaten tartışmaya bile açık olmayan mevzu.

Bizim "İktidarı ayakta tutan sahte muhalefettir ve Meclis'teki muhalefet partileri de sistemin bir parçası, AKP'ye biçilen görevin tamamlayıcısıdır, iktidara muhalif olan birisi, durumu böyle görmeli, düşüncelerinde samimiyse hepsini karşısına almalı." dediğimizde bizleri AKP'nin ekmeğine yağ sürmekle itham eden, Y-CHP'nin ve Kılıçdaroğlu'nun Atatürkçü olduğunu düşünen ve de özellikle konformist bir  tavırla altı oktan sadece laiklik ilkesiyle aralarında organik bağ kurabilen, partinin durumundan rahatsız olan ama sırf parti lideriyle kendi aralarında mezhep bağı olduğu için LAİKLİKLE çelişecek biçimde tavır takınan kişi ve kurumlar;

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve genel merkezinden, vekillerinden, CHP'nin resmi hesaplarından neredeyse hiçbirinin 3 Mart ile ilgili tek cümle etmemesi hakkında ne düşünüyorlar?

Daha önemlisi düşünebiliyorlar mı?

Hadi diyelim düşünebildiler, düşüncelerini maddi-manevi çıkar kaygılarından soyutlayıp dile getirebiliyorlar mı?"

...

Oysa ben, bu konulardan ve yapmam gerektiğine inandığım ve inanılanlardan oluşan, kafamdaki masamın üstünde alttan yapılabilecek tüm hamleleri yapılmış Jenga ya da kirli tabak yığını gibi duran kulelere değmeden geçmek istiyorum aralarından.

Yazı varlığım birçok yazı ve iki mektup. Halen adreslerine yollanmayan. Kalemin emniyeti açık. Hava gayet kapalı. Domatesi bitmiş salatalık gibi hüzünlü ve yalnızım bazen. Doğrudur. Etnikçiliği edebiyat ve "muhalif kişilik" kostümleri maskeli yapan ve sol sanılan Neoliberal edebiyat dergilerinden birisinde yazmadığım için yazımın herhangi bir yerinde devlet kötülemesi ya da etnik ajitasyon yapmak zorunda hissetmiyorum kendimi. Yine öyle dergilerde yazmadığım için ülkemin bekası için Afrin'de bulunan Mehmetçiğimin sonuna kadar yanında olduğumu dile getirebiliyorum. Hem bu tavrın iktidar partisi yandaşlığı anlamına gelmediğini, devlet ile hükümetin ayrı şeyler olduğunu bilen kitleye hitap etme kaygısı duyduğum için üstlerine "Batı tipi iki yüzlülük" sinmiş insanların barış görünümlü savaş çığırtkanlıklarından etkilenmiyorum. Bu kaygıdan önce bizlere emanet edilen kutsal mirasa, Cumhuriyet kazanımlarına layık olmaya çalışıyorum ve emin olun yaklaşık 32 yıllık hayat koşumda sevdiğim kadına yazılmış da olsa mektuplar bile bu kaygıdan sonra geliyor.

Bugün Devrim Yasaları ile ilgili konferansa gitmeye çok hazırdım oysa ama hava muhalefeti engel oldu. Belki de hava muhalefeti de sahte muhalefete dahildir, kim bilir? Kim biliiiiir? Kim bilir?

"Ufkumda batan güneş, bu sabah doğacak mı? Kalben ne kadar dertliyim."

?

Neyse, bunun da yeri değil.

Kendimi TRT tarafından yasaklanmış Arkadaşım Eşek parçasındaki eşek gibi hissediyorum. Hüzünlü, şaşkın ama kesinlikle bu yasağı koyan zihniyetten daha onurlu ve karakterli. Omurgalı.

Barış Manço'nun "Adam olacak çocuk" programıyla adam olan çocuklar silmeli bunları tarihten. Adam demişken Arda Turan ve türevlerinden, metroseksüel çomarlardan bahsetmediğimizi belirtmeye de gerek yoktur sanırım ayriyeten.

En sevdiğim parçayı dinlerken interneti gitmiş, gitmiş de geri gelmemiş dinleyici gibi hissettiğim oluyor bazen. Ama o internet "ağır aksak gelen adalet" gibi beklenen hızın altında da olsa geliyor ya o zaman giden de gayet gelebilir? (Ve tam bu satırları yazarken internet yine donar, Kibariye kim der de "bilir" diyemez. Nasip.)

Sanırım bu aşamada da mikrofonu Kibariye'den alıp Bergen'e uzatmalı.

Onun şarkılaştırdığı teorisi de milyonlara umut verecek cinsten:

"
Madem dönüyorsa başımda dünya, 

Gün gelip sevdiğim neden dönmesin, 
Göçmen kuşlar bile gidip dönüyor, 
Gün gelip sevdiğim neden dönmesin."

Aslında benim amacım bunları yazmak da değildi, yine kalemin, kelamın oyununa geldik onların dümenine girerek.

Belki de Senâ'nın "Yapacağın şey basit. Bu kez de kendi kendinin Genel Yayın Yönetmeni olacaksın." cümlesini düşünmeye, anlamaya ihtiyacım vardır her şeyden önce. Bana genel gelen bir konunun başkasına özel gelmesi ve bunu belirtmesi, aklıma sürekli Erdoğan'ın "Ne özeli, genel! Genel!" diyerek Türk siyasetinde kapsamlı aşağılıklaşmanın, haysiyetsizleşmenin altın vuruşu yaptığı yılı hatırlatıyor. Ve bu özel hayat üzerinden yapılan bel altı siyaset haysiyetsizliği, şerefsizliği, emin olun sadece iktidar partisi yandaşları ya da iktidar partisi lideri tarafından yapılmıyor.(Siyasi iktidara karşı yapılan göstermelik değil de nitelikli eleştiri de Neoliberal edebiyat dergilerinde olmaması gereken cinstendi değil mi? Sonuçta orada kural belli, iktidarı eleştireceksin fakat onun Cumhuriyet değerleri ve Kemalist Devrime karşı yaptıkları saldırılara karşı durmak bir yana, dolaylı omuz vereceksin.)


Neyse...

Belki de yazarın kafası da Uğur Mumcu'nun tabiriyle Cudi Dağı'ndan karışıktır.

Ne demişti Müntekim Gıcırbey; Şebnem, Şebnem, Şebnem'e:

"Kalbin darmadağın olunca, kafan da karışır."

***

Yazı biterken başa dönecek olursak, çağrım Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere Y-CHP yetkililerine:

4 gün sonra 8 Mart. Yani Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Bari o gün Mehmet Bekaroğlu'nun Kadınlar Gününü kutlayın. Sonuçta adamı tabanı geçtim delege bile istemiyor diye zamanında kadın kotasından Parti Meclisi'ne siz soktunuz. (Yazıyı okuyan siz. O sizler bunu yaparken sizler de sustunuz!) Kararınızın arkasında durun, bir kere olsun samimi olun.

Saygılar, sevgiler ve sezgiler şef.

MİSİLLEME KURŞUNKALEM
4 MART 2018 1717
Cumhuriyet Ankara'sı.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder