27 Ocak 2018 Cumartesi

Ekşi, Heykel, Mor...Bilinçaltı GBT'si - Misilleme Kurşunkalem







"Düşüyorum kulpum kırık
Üşüyorum paltom delik
Şairane delilikten sıkıldım
Öyle normal takılıyorum
"


[ Öyle Normal - Adamlar ]

***

Saat 23.50 gibi yönünü saat yönü üzerinden tanımlayamayacağım bir yönden ve kapımdan içeri girdi bir tepsi, odama.


"Saat x yönüne doğru" tarzı yapılan yön göstermesini bilmiyorum çünkü. Anlayamıyorum. Mesela saat iki yönü denince 12'nin hizası mı yoksa ikinin mi, ikininse saati tam nasıl sabitleyeceğiz? Bilmiyorum. Bazı konularda öğrenmeye çok yatkın olmama ihtimalin beni hep ürkütmüştür.

Neyse, tabii ki tepsi kendi başına içeri girmedi. Babamın iyilik saldırısı kapsamında mini bir görsel şölendi. Evet, hem iyilik hem saldırı. Çünkü bazı büyüklerimiz, her zaman bizim için en iyisini yaptıklarından, her şeyin en doğrusunu kendileri bildiklerinden o kadar emindirler ki o "iyilik"e itiraz etmek, "kötülüğüne mi söylüyorum/yapıyorum"dan başlar ve bilinçli bilinçsiz tüm demagojileri kapsar.

Bu kadar etkili bir yöntemin hâlâ terörle mücadele kapsamında değerlendirilmemiş olması tuhaf ve şaşırtıcı.

Tepsiye baktım, kızartma, ketçap ve mayonez. Saate baktım, 23.50. Mideme baktım, reflü.

Bu bana yapılan bir "iyilik" ve yapılan açısından olmasa da yapan açısından tartışmaya kapalı.  Benim de sonuca etki etmeyecek 16. bininci kavgaya girişmeye hiç mecalim yok.

Yesem? Hoşuma gidecek. Ama uzun vadede sıkıntı.

Yemesem, tabağı dolu görse babam, üzülecek.

İşin ironisi de bu saatte bana kızartma getiren babamın hem rahatsızlığımı bilmesi hem de kendisi mesleki açıdan sağlıkçı.

Uzun vadeli mutluluklar için kısa vadeli acılar, sıkıntılar çekmeli dediğimden beri kendime, hiç boşluk kalmayacak şekilde kısa vadeli sıkıntılar konvoyu geçiyor hayatımın tam ortasından sanki ve bu konvoy bazen, ülkemizin içinden 29 Ekim'de geçirilen terörist konvoyu kadar rahatsız edici. (Ve onlar bizler için hep teröristti. Ve kimse onlara saldırılarınızı durdurun temalı mesaj yollamadı. O temalı mesajı yollamayanlar genelde onların mesajlarına taşeron olmayı tercih etti. Adını barış koydular. Emperyalizm vaftiz etti. Siyasal İslam, amin.)

Ve tanısaydınız, -umarım bir gün tanırsınız-, siz de şu soruya kesinlikle, kesinlikle yanıtını verirdiniz:

"Hatice Hoca dünya tatlısı, değil mi?"

Misilleme Kurşunkalem, Çağdaş Bayraktar'ın bilgisayar başında olması gerektiği ve hatta yazı yazması gerektiği anlarda bilgisayara bencilce kurulan kişidir. Yani muhtemelen Misilleme Kurşunkalem, Çağdaş Bayraktar'ın üstündekilerden dağ görünümüne kavuşan masasında kendine açtığı yerden yazmaya çalışıyordur, tam da şu an.

Ve bazı duygular,

Kahrolsun bazı istek, özlem ve duygular.

Ne usûl bilir ne ortam.

Habersizce çat kapı gelir, vücudunun en az 3 yeriyle kırılgan tabakları tutmaya çalışırken sen,  senin huylanacağın yerlerine saldırı yapan fırlama arkadaş gibi yaklaşır sana ve dur yapma dediğin halde durmaz, yapar.

Hala gelmeyen mektup elimde buruşmuyor da yazmam gereken bir mektubun halen tarafımca yazılmamış olması beni biraz geriyor. Nazım sevenlerde ince bir tebessüm olurken Piraye'den taraf olanlar Nazım'e hem hayran hem öfkeli.

"
Çocuk havuzunu terk etmedik
Konuşmadan söyledik hep dan dun
Korku amca pis misafir
Lavaboda, balkonda, kuytuda
"


[ Öyle Normal - Adamlar ]

***

Sebepli ama dökemediğin gözyaşları başka zamanlarda ortaya çıktığında toplum tarafından "sebepsiz gözyaşı" olarak nitelendirilir. Senâ telefonunu havaalanında şart ettiği yerde unutmuş, telefonu İstanbul'da kalmış, telefonun unutulduğu ama hangi dükkan olduğu unutulmayan dükkan sahibi ile hemen iletişime geçilmiş, telefon koruma altına alınmış, sonra Senâ'nın kuzenine teslim edilmiş, alınmış, sonra Senâ'nın abisi aynı zaman zarfında telefonun unutulmasından bağımsız, aksi yönde güzergahla İstanbul'a gitmiş, telefon, Sena'nın İstanbul'a giden abisi tarafından İstanbul'da Senâ'nın kuzeninden teslim alınmış, o zaman zarfında Senâ'nın İstanbul'a giden abisi, kendisinden önce varsın diye telefon, İstanbul'dan Senânın kendisine, bizzat kendisi tarafından kargoya verilmiş, abisi kargonun ulaşması yerden gitmiş, geri gelmiş, fakat telefon halen yolda, şubede bekletilir.

Çünkü bizim işlerimiz her zaman zamanı sonuna kadar kullanarak olur. Ve sebepsiz gözyaşlarının gizli öznesidir en kallavi sebepler, sadece kendilerini kalabalık karşısında ifade ederken zorlanırlar.

Kıyafet giydikçe açılır da ihanete gün geçtikçe alışılır mı emin değilim. Bazı şeyler nasıl sindirilir? Ya iletişim çağında iletişim sorununa kurban gidiyorsa hayatımın en güzel günleri, ayları, yılları? O halde ve OHAL'de biraz üzülür, ulu orta ağlarım, KHK'lerin bu durumda ne deyip ne demediğine aldırmadan. Hem düşünün bir:

Her kelimende anlaşılır olmaya en çok çabalayanlardan biriyken anlaşılamamaktan daha kötü ne olabilir?


- Yanlış anlaşılmak?

Bingo! Bingo da sen kimsin?

- 39. Tümen'e bağlı 14. Alay'dan Piyade Er Ulus Atay, Mersin.

Haaa, sen Ayçe Ablanın sevdiğisin.

- Evet. Bence Özlem ablanın da sevdiği bir kardeşiyimdir ama yine de sen bilirsin.

Bence de öyledir (Gıcık). Sen de buradaysan şayet ve tutuyorsan yazının bir ucundan varlığınla, ya bu gece nöbetin yoktur da boşluğa düşmüşsündür ya da benim uzun süredir tutmadığım sıkıntı nöbetine geldiğimi görünce merak etmişsindir.

-...

Virajı alamayan kamyon gibi sonunu alamıyorum yazının. Üstelik alkollü de değilim. Öfkem ve sevgim iki cepheydi, çarpışmaları sertti ve ben kendimi onların silahlarından çıkan ve birbirine geçmiş mermiler gibi hissediyorum, bazen.

Bazı cümlelerim diyorum, bazen bana da fiyakalı gelmiyor değil ama tüh ki devlet karşıtlığı yapamadığım için kitlede yeterli karşılık bulamıyorum. Tek sebep buysa hiç sorun değil.

Kendini en korkusuz, cesur, muhalefetin sözcüsü sanan yazarların aslında nasıl da korkak ve statükoya karşı oluşan karşı statükoya biat ettiği günlerin birinden yazıyorum bunları, tüm statükolara karşı çıkmadıktan sonra statükoya karşı çıkmanın, IŞİD'e köpürüp PKK'ye selam çakanlardan bir farkının olmadığının henüz pek anlaşılamadığı yerden.

Acaba diyorum bir yandan da...

Çok önemli bir telefon bekliyorsam, o da Senânın telefonu gibi çok kısa mesafeden çok uzun sürede gelir mi?

Hani demiş ya Can Yücel, "En uzak mesafe ne Afrika'dır, ne Çin, ne Hindistan, ne seyyareler ne de geceleri... ışıldayan yıldızlar .. En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan."

Ve ben, anlamaya en istekli olduğum günlerde kendimi anlama şansından mahrum bırakılmış ya da kısıtlanmış hissediyorum.

Bir insanı sevmekle güzelleşeceğine inanan Sait Faik'e hak verirken tekrardan, "Annelerin tavrı, yapıcılığı ve fedakarlığı da önemli" eklemesini yaparak...

"Çöplüğün içinde uyudum
Bazı şeyleri gizledim
Bütün bu dikenler benim
Kanatma kendini

Kanatma kendini..."


[ Öyle Normal - Adamlar ]

Sonra ne mi oldu?

Patatesi yedim, ketçapa, mayoneze dokunmadım(Öyle olur, bazen bir şeylere dokunmak istemezsin. Bazen de bir şeylere dokunmaya kıyamazsın. Ama sorun değil, elbet bir şeylere dokunan ve dokunmaya kıyabilen insanlar vardır ve de onların kazandığı, kazandığını sandıkları en fazla cephelerdir, kesinlikle savaş değil.).

Sonrasında da tepsiyi karşımda duran birisinden silahlı yönlendirme almışçasına yavaşça yere bıraktım. Bilinmeyen bir saat yönünde kapının çaprazına.

Hâlâ duruyor, orada.
Tıpkı ben gibi.

MİSİLLEME KURŞUNKALEM
28 Ocak 2018, 0156
Pozcu, Mersin.

Yazı sonu şiiri çok değerli ilk harfi Ö. M.'den:

"Ajanlar geliyorlardı
Çay içiyorlardı....
(Noktalara şairin bilinçli tercihi olduğu için bilerek dokunulmadı.)

Sonra saçmaladıklarının farkına vardılarŞimdi hepsi minibüs şoförü
Ulan...
Ulaaan....
Ulaaaan...
Ulaaaaan....
Al sana popülist şiir.
"

(Şairin kendisiyle adının yazılması konusunda gerçekleşen birebir diyalog:
- Adımı açsaydın ya hiç anlaşılmıyor.
- Açtım.

- Ulaaan, şaka yaptım kapaaaat
- Hayır önce sen kapat.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder