14 Ekim 2017 Cumartesi

VEJETERYAN ORAL'ET - MİSİLLEME KISAÇÖP




"Hiç bekleme, dönemem, dönemem belki de, hasretin, bir ince..."


***

Evet yine ben, Misilleme Kısaçöp. ÇB'yi ya da Misilleme Kurşunkalem'i bekle(r)diniz biliyorum ama ben, elinizde tek kalanım bu üçlemeden, en azından siyasetin dışındaki durumlarda.

Aslında dikkatli ve yakın'dan olanlar yazının girişindeki Manuş Baba alıntısından durumu anlayabilirler. Çünkü ÇB, Manuş Baba dinlemez, Misilleme Kurşunkalem ise o parçayı dinlese bile o kısmı alıntılamaz.

Ulus Atay
 mı nerede? 14. Alay anılarını anlatıyor o hâlâ. Yok sürülmüş de sorgulanmış da, çok zor anlar geçirmiş de, hikaye. ÇB'ye sorsan ise ülke kurtaracak, çünkü dünyaya vatanı için bir şeyler yapma göreviyle yollandığını, görevlendirildiğini düşünüyor.  Kurşunkalem ise girdiğin yerden çıkacak gibi değil. Bu kez sadece tatlı dil de kesmeyecek, belli. Belki de hiçbir şey. Konuya hakim değilim.

Yine bana kaldı tozlanmaya yüz tutmuş sahne. Tozlanmaya yüz tutması onlardan ziyade Senâ'nın olmamasından ötürü gibi duruyor ama neyse.

Cumartesi sıkıntısı nedir bilir misiniz siz?

Haftada en sıkılınmaması gereken günün akşamında ummadığın yerden gelen -gülücük değil- sıkıntıdır. (Bakma ve sanma! Buralardan ekmek çıkmaz sana, bu durumda. Ve bu durumda hiçbir zamanda.)

Ben bunu anlattım, mimikleri ile kendini ifade eden bir arkadaş kendince görüyorum ve artıyorum dedi, "kına gecesi sıkılması." Bence o sıkılmanın da özünde Cumartesi akşamı sıkıntısının payı var. Kına da o gece yapıldığı için o sıkıntının kaynağını başka bir yerde arıyor belki de.

Emin olamayız!


Kısaçöp olarak kalem-kelam tedirginliğini atmış gibiyim, değil mi üstümden?

Bazen, yazmanın sana iyi geleceğine inanan insanlar olur, onların yönlendirmesiyle geçersiniz kağıt kalem ya da ekran başına.

Bir de Cumartesi akşamı hiç ummadığınız yerden çalarsa "Canım Kardeşim" filminin müziği, karşınızda belirirse Kahraman'ın hüzün kokan suratı, "Ooo sen bunları izlersen ağlarsın bir de."

Kağıt kazan kalem kepçe, bu gecenin uzay boşluğuyla büyüklük olarak yarışacak sıkılganlığı içerisinde yol almaya çalışıyoruz. Allah bilir akıl-yürek denklemini kurabilen canlılardan kaç ışık yılı uzaktayız. Ve kaç milyon yıl sürecek anlaşılmamız.

Son cümlenin içindeki ağlaklığa ne çok ayar olurdu ÇB ve Kurşunkalem. Ama onlar yok ve piyasa bende. Bu yüzden istediğim kadar Manuş Baba dinleyebilirim, hehe.

Kendimi, saklanmış şekerleri bulmuş ve yiyor gibi hissediyorum. Şeker sanmamış olsam ilacı da akşama doğru olmasa bir sancı.

Bilimin en uzun geceyi sadece bilimsel gerekçelerle belirleyip sabitlemiş olmasını samimi bulmuyorum. Çünkü bir insanın en uzun gecesini, gecelerini sadece o insan bilebilir, bir de o insanın yanında olan-lar, bilim değil. (Özellikle İsviçre bilim insanlarının yerlerini bilmelerinde fayda var.)

Dur dur, kimse yokken ben, cebimde bizimkilerden sakladığım melankoli ile Can Güngör'den Yalnız Ölmek ısmarlayayım kendime, hem de akustik. Hehe.(2)

Ortaya çıksın diye tahrik etmeme rağmen gelmiyor Kurşunkalem. Demek ki bu doğru bir yol değil. Aramızda kalsın ama ben onu hiç böyle görmemiştim, hiç öyle de görmediğim gibi. Ve bu böyle ile öyle arasındaki fark tek bir harf fazlalığı ile anlatılabilecek türden değil. Güzel fotoğraflara şiir okumanın çok tercih edilesi ve keyifli olmadığı gibi.

İnsanın kötü sonla biten kitapların son sayfalarını yırtası gelir, sonunu daha iyi yazabileceğini bildiğinden.

Hem sahi, acı mı daha fazla dünyada yoksa insanlığın üzerinde narkoz etkisi yapan acının tarifi mi? Acıları derinleştirip de insanları bataklıklaştıran?

Bu öz ve bey'lik sorular diye cümleye başlayacaktım ama feministler gö'mer dedim beni, ve, mesaj karşı tarafa ulaştığında mavi tik oluyordu değil mi?

Sanırım.

Sizi bilmem ama ben çok sıkılıyorum onlar olmadan. Onlara ait olan bir karargahta kazanılan zaferler bile zafer tadında değil. Sanırım bu durumda "Ordusunun başına geçmeyecek artık o eski muzafer" deki zaferden yoksun muz gibi ortada kalan benim ki bilirsiniz -Umut Sarıkaya okuyanlar daha iyi bilir-, muz, ömrü en kısa buzdolabı canlısıdır.

ÇB küçüktü, teyzesi ile top oynarken onun suratına şut çekip güldü ve kaçtı, teyzesi de iyi vururdu topa ve ona doğru şut çekti, tam o sırada yerdeki muz kabuğuna bastı ÇB, dengesini toparlamaya çalışırken arkadan çarpan top ile yere kapaklandı. Öyle şeyler filmlerde olmaz mıydı diyenler, film tadında bir hayatın seyircisi olmamış kişilerdir. Çünkü bahsettiğim kişinin hayatında en uç şeylerin bile şaşırmadan normalleştirilmesi 1-2 güne bakar.

İnsanın bazen, kendisini buraya bakarlar denen yerde olup da bakıldığı halde görülmemiş gibi hissettiği anlar vardır.

Bu anların bu anla bir alakası var mıdır?

Ben bu sorunun muhatabı değilim.

Muhatabı olanlar, muhatabı olmayanlar ve muhatabını yiyerek beslenenler yanıtlasın, ben değil.

Kurşunkalem yazılarına göre fazla sert ve alışılmadık bir final değil mi?

Evet, çünkü ben, gerçekten o değilim.

MİSİLLEME KISAÇÖP
14 EKİM 2017 2302

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder