16 Eylül 2017 Cumartesi

HUDEY HUDEY HUDEY NEM NEM NEM NEM :( - MİSİLLEME KURŞUNKALEM



Ağustos'tu. Ben Mersin'e gittim. Ayın altında da kağnılar yürümüyor Akşehir üstünden Afyon'a doğru, yürüyorlarsa da Mersin'den belli olmuyorlardı... Mersin'de yazı bitirmek ve sonbaharın kurdelasını kesmek için uğraştım, didindim ama sanırım iktidar yanlısı olmadığım için açılışı bana yaptırmadılar.

Sanırım başkasına da açılışı yaptırmadılar. Sonra ben Adana'ya geçecektim ama geçemedim, sanırım Adana ve sıcağı bu durumda çok içlenmiş, Ankara'ya bir geldim, Adana ve sıcağı salonda oturuyordu. Dedim biraz oturur kalkarlar yok. Tam şarkıda dediği gibi yaptı Adana'nın sıcağı:

"Bir arkadaşa bakıp çıkacaktınız ya lan siz, üç gün oldu kimse gitmiyor?"


19:40 görünümlü 20:20 uçağına -tabi ki Pegasus-, bindiğimde pilotun Ankara'da şu an hava sıcaklığı 26 derece dediğinde bir ne oluyor lan olmuştum zaten.

Etrafımızın bir an gözümüzü kaçırsak ülkeyi yüz yerinden satacak insanlar tarafından kuşatılmış olması yetmiyormuş gibi bir de Ankara'da Adana sıcağı geldi yatıya. Sanki Mecnun olup kendi çölümü kendim aylardır getirtmemişim gibi.

Tamam, çok uzun boylu birisi değilim bu yüzden de çok bol giyip sünnet çocuğu gibi gezmem mantıklı değil. Ama ben de dar kesim göğüs kafesi ile nefes almakta ve hayal kurmakta sıkıntı yaşıyorum, ne yapayım?

Topluma örnek olacağız, öfkelenip karşı tarafa sakin ol dedirtmek yerine toplumu öfkelendirip harekete geçireceğiz diye -tabi bir de örnek olma meselesi var sonuçta bir Neyzen değiliz, Can Yücel de- küfür edemeyince ağzımın içi cümlelerle doluyken dişime kaçan bir şeyi dilimle çıkarmaya çalışmak gibi yorucu ve meşakkatli oluyor edepli cümleler kurmak. Ruhum nasıl yoruluyor bir bilseniz.

Amaaaan, bilseniz ne olacak? Hiç.

Döne dolaşa yine "işte bunlar hep nem" noktasına gelmek gerçekten de hüzünçlü. İnsan düşünmüyor değil hiç üzülmüyor değil ama benim de hatam YOK.

Fikstür ne kadar değişirse değişsin bir şey değişmiyor çünkü kendi evimizde deplasmanda olmak durumu değişmiyor. Evet Yüzyüzeyken Konuşuruz diyorum, hı hı evet, onu sen keşfettin, kimse dinlemezken dinliyordun. Lütfen hanımefendiyi şampanya ile yıkayın ve plaketini verin. (Alkışlar.)

Acaba bundan sonra sadece Misilleme Kurşunkalem olarak mı yaşasam diyordum ki aklıma geldi, Ulus Atay şimdi ne yapıyordur?

Peki ya sırf bir nebze Çağdaş Bayraktar'ın direksiyonuna geçmek zorunda kaldı diye aldığı sorumluluktan ötürü tebrik edileceği yerde tevkif edilircesine silinen Ulus Atay, silindiği kadar ÇB değil miydi bir yönüyle?

Bu sefer tüm satır aralarını iyice temizliyorum, kimseye besin çıkmasın diye. 3 senedir leş gibi Selçuk İnan izliyorum, hak verin, dolaylamalardan, yan paslardan, geriye oynamalardan yoruldum, yorulanlar da varsa benim gibi, dikine oynamak isteyen orta saha misali, konum atabilirim. Çünkü ben artık dikine oynuyorum. Ki genelde insanların bıraktığı yerdeyim, lakin insanların bıraktığını ve hep kalacağımı sandığı anda yerimi yadırgarım.

"Gün olur, alır başımı giderim" parçasını çok severim, Zülfü'nün başkanlık sistemini ilk öven olduğu gerçeğini bir parçalığına göğsüme basar, sineme çekerim.

"Beni sorarsanız bazen cennet yeri / bazen cehennemin dibi evim gibi." demiş Adamlar, sahi, Adamlar grubuna ismi yüzünden saldıran olmadı mı hala?

Sonuçta bebek katilinin "kadınlar beni görünce olewleniyor"unu sineye çekip Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlanacak bağlanamayacak her şeyi kadıncılık üzerinden fatura etmeye çalışanlara da sol deniyor bazı yerlerde, piyasa mekanlarda bardaklarının üzerine isim yerine de sol yazıyor ve birbirlerine sol diye hitap ediyorlar, sanırım öyle olunca kendi yalanlarına inanmak daha kolay oluyordur muhtemelen. Bunu merak etmiyorum.

Kendimi kaçakçılıkta kullanılan katır gibi hissediyorum. Eşek desen değilim, at desen değilim. Kaçakçı desen de bu iddia yine yüküm gibi ağır gelecek cinsten. Sırrı Süreyya'nın önderliğine öz eleştirimi mi yapsam ama hayallerimdeki gibi: "Tamam Sırrı, ne istiyorsan yanıtlayacağım ama neyin var neden konuşamıyorsun kuzum, boynun neden bükük ve hareketsiz, bir dakika ne yazıyor senin üzerinde, İstiklal mı Mahkemeleri 3, bence de Allah'ın hakkı üç. İhaneti bu topraklardan kireç basmadan temizlemek de anlayışla karşılarsın ki güç."

Eminim Merdo beni Estonya'dan izliyor, vatansızlıktan değil de henüz yerleşim sorunu yaşadığı için üşüyordur Estonya soğuğunda ya da sorun tamamen iklimseldir. Ya da kansızlıktan, hakaret olan değil, Folik asit B-12 ve müzikal anlamda da D-12 eksikliğinden kaynaklanan türden.

Neyse, birbirine giren tüm konuları birden kapatarak başladığım soruna başladığım soruma dönmek ve evine gelen misafiri psikolojik harplerle püskürten ev sahiplerine seslenmek istiyorum:

Ben bu Adana sıcağını salonumdan nasıl gönderebilirim?

"Kulelere tırmanmıştım / oradan size tükürmüştüm / sonra aşağıya inip durmuşken / niyeyse başım acık ıslaktı."

MİSİLLEME KURŞUNKALEM
17 EYLÜL 2017 0036


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder