23 Ağustos 2017 Çarşamba

DARTH VADER'DE OK BEN OLAYDIM - MİSİLLEME KURŞUNKALEM



"Ben size uymadıysam
bu benim
ihtiyacım olmadığından
ister az olun ister çok
kendim olmadan yaşayamam"


[ YÖKŞ, Kalabalıklar ]

***

Çok acıkmışsındır, enfes bir yemek kokusu gelir de o kokunun senin mutfağından gelmediğini anlarsın, işte öyle hüzünlü başlarsın bazen güne.

Tanımadığın birisi şunu bir tutar mısın deyip bir şeyleri eline tutuşturup da hızla uzaklaştırır, o hızla uzaklaşan kimdir bilmem ama eline sıkıştırılan bir şey hüzündür sanki bazen, en azından bazı sabahlarda.

Hani böyle ilk başta su çok sıcak gelir, sonra ayarlamaya başlarsın da zamanla istediğin seviyeye gelmeye başlar sıcaklık, oh be dersin ama aslında senin oh be dediğin evre, değişimin varacağı nokta sırasında sadece bir duraktır, işte o durak dün gece ve bu sabah sanki Ankara.

Yaşadığım şehirlerde bazı mevsimlere yeterli ilgi gösterilmiyor, gösterilmek istense de yeterli alan bırakılmıyor sanki.

Güzel hissettiğimiz anlarda çalan parçaları açtığımız her an yine aynı şekilde güzelleşse çok iyi olmaz mıydı?

Mesela ilham denen kaba his yığını, onca işim gücün varken ve karnım da açken bir kere olsun nezaketten nasibini alıp da sırasını yerini bekleyemez mi?

Beklemez.

Dünyanın en büyük çölünün tüm kumlarını içinde barındıran bir kum saati senin lehine ters çevrildi mi hiç?

Ve bu durum sana "sayılı vakit çabuk geçer" diye kakalandı mı?

Bence hayır.

Bana?

Bana da hayır.

O zaman neden bunları yazıyorum?

Edebiyat işte.

Zaten böyle değil miydi edebiyat, yazan ve okuyan için, hissetmediğin şeyleri abart, hissediyormuş gibi de oku, paylaş, neoliberal(siyasete giriş cümlesi) ortamlarda kendini farkındalık sahibi gibi pazarla, (tam bu anda hem sinirlendiğimden hem de uyak-kafiye meselelerinden saiana mikrofon eyle)
"Maganda! / Seni sallarım agan da / arkandan gelir ayılıp / bir bakarsın ki Uganda".

Yanlışı:
"Zaten böyle değil miydi edebiyat"

Doğrusu: "Zaten böyle değil miydi birileri için edebiyat."

Çok şükür ki ben o birilerinden değilim.

O da o birilerinden değil.

Fakat ben hala açım ve yapmam gereken onca iş var
ken yine kağıt kalem deryasında istenmediğim taraflara sürüklenmekteyim,
istediğim yerlere sürüklenme isteğim reddedildiğinden belki de

Fazla sonbaharı olan var mı?
Doğmam gerekmekte de.

İnsanın doğarken yalnız olması doğduğunun izdüşümü olan tüm günlerde yalnız olacağı anlamına gelmemekte değil mi?

Ki yalnız olma ve olmama olgusu kitlelerden bağımsız bir olgudur bence, ki büyük bir öz güvenle bu bence'mi bilimselliğe de yaslarım, ayak ayak üstüne de attırırım ona, birisi ne yapıyorsun sen demeye kalkacak olsa "garışabilin mi" der yoluma bakarım.

Evet, bir önceki yazımı Mustafa Önsel paylaşmışken sonraki yazım bu olsun istemezdim,

ama ah işte ilham
"ah o kült! bir tarafım o yazgı ve o zafer 

ordusunun başına geçmeyecek artık o eski muzaffer"

Hayır buraya uygun olan sözler bunlar değil,
evet yazgı
evet gelecek el-bet sabırla harmanlanan zafer
ve yanlışınız var bayanlar beyler,
Mustafa Önsel, emekliyken de ordusunun başında bir muzaffer.

(Yukarıda, ritme uygun olsun diye tercih edilen bayan kelimesi üzerinden de feminist tepkiler oluşmaz değil mi? Halden anlamayan en azından edebiyattan anlamalı ama değil mi? Değil mi?)


Konu yine buraya nasıl ve neden geldi bilmiyorum, neden gelmediğini bilmediğim birçok (belki birden az belki sadece bir) şey gibi diyeceğim ama gayet de biliyorum aslında her haltı da bazen biliyor olmanın sırtıma yüklediği yük, tam sırtımda her sene çıkan sivilceye denk geliyor, canımın yanması sadece bu yüzden.

Tabi biraz da açlık,
bir miktar zamansız gelen ilham,
tam "artık oldu!"
derken senin istediğin kıvam'dan
uzaklaşan
duş suyu(duş jeli gibi bir şey değil)
Ve gece,
olması gerekenden -yokluğuyla- fazla üşüten, sıcaklık Ankara,
olması gerekenden -varlığıyla- fazla yakan, daraltan sıcaklık Mersin, Adana.

Başka ne olabilir ki de mi...

Hayır ya,
sabah huysuzluğuna bu kadar derin anlamlar yüklenmesini de satır aralarına çiçekler konmasını konmasınıneysedebununbirgörselşölenedönüşmesinisevmem, sevmem de ismi olmayan şeylere ismi olmayan pozisyonlardan seslenemem ki ben bu cümlelerin yazılarıma sızmasını nasıl engellerim diye düşündükçe aklıma balkonumuzdaki tıkanmaya yüz tutan gider gelir, ben de giderim, şartlar değişmeden de sadece sittin değil sittin artı bir miktar para sene de gelmem. Ama gitmem. Bu kadar olurum en fazla, yani en fazla bu ve bir şekilde. Zaten istenen de bu değil midir değil miydi. (Kızgınlık değil kırgınlıktır o, kızgınlık olsa duramazsın. Ve de bir o kadar da tercihlere tercihlerle yanıt vermek, itildiğin yere konumlanmaktadır belki de? İlkinden eminim de ikincisinden emin değilim yine de)

Ve patates,
kızartması,
salatası,
her yerde her durumda tercih edilesidir,
hele de bir yazının finali olmasını istemediğin cümleler yazdığında o cümleleri final olmaktan çıkarmak için çağırdığında.

- Zaten hep böyle olmaz mı?
- Ne?
- Ney ne?
- Hep böyle olan ne?
- Bilmiyorum.

Tören rahat!
Amin.

MİSİLLEME KURŞUNKALEM
23 AĞUSTOS 2017

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder