10 Ağustos 2017 Perşembe

BETONARME, BETON'ARMY VE YANİ




Olduğum her yerde hilti ya da matkap sesini duymam benim lanetim midir, yoksa bu durum tamamen “Beton makinesinin sesi bu ülkede hiç eksik olmasın. Ben inşaat mühendisiyim, beton makinesinin sesinden çok keyif alırım. Böyle pat… Pat… Pat.. Vurdukça… Türkiye kalkınıyor. Kalkınacak, gelişecek. Türkiye 2023, 2071 hedeflerine gidiyor" diyebilen bir zihniyet tarafından yönetilmemizle mi alakalıdır, emin değilim.
Zor soru.

Ama iyi bildiğim; hilti ya da matkap sesinin de yaz sıcağının da ülkeyi yönetenlerin kafasının da birbiriyle yarışacak şekilde insanı cinnete sürüklediği.

Ve en iyi ihtimal, seçenekler içinde üçün birinin payına düşüyor olmasının acı gerçekliği. En az. 2017 itibariyle.


Evet, bundan 102 yıl önce bugün bir kahraman, her şeyiyle kahraman olan o adam, Çanakkale'yi geçilmez kılıp da tarihin akışını değiştirmişken, onun öngörüsüne sahip olmayan ve onu tehdit görenlerin ihaneti yüzünden de  o günden 5 yıl sonra, bugünden 97 yıl önce bize Sevr görünümlü idam fermanı dayatılmışken, sonrasında yine aynı kahraman aynı adam, yönetenlere "sizin yapacağınız işi..." der bir tavırla boynundaki yağlı ilmiğe rağmen bu fermandaki isim yerinden "Türk"ü kaldırıp yerine "emperyalizm" koyup, sonra da onlara bizzat kendi fermanlarını imzalatmak suretiyle alayına koymuşken, yani postayı; ben, bu konuları konuşamadığım gibi hilti, matkap, sıcak ve siyasi iradenin kafa yapısından bahsetmek zorunda kalıyorum.

Bakın, Simge'nin doğum gününden bile bahsedemiyorum. Ki ben, iki yıl önce de ona bir doğum günü yazısı yazmıştım. Üstelik adını koymak istediğim bir kişi de o yazının adını koymuştu, yazının adını koyduğunu da benim adını koymak istediğimi de bilmeden.

Ama ben, bunlardan da bahsedemiyorum. Begonya ve Fil başlıklı yazılar uzakta. O yazıda adı geçen bazı kişiler sade bir törenle, ışıklar içinde. Kimi aramam gerekiyorsa aradığım, aradığım kimseye ulaşamadığım, tam bu kabullenişle yazıma başladığımda gördüğüm telefondaki arama ışığını, işte bundandır biraz da "Murphy'dir arayan, hiç bakma yazına odaklan." deyişim.

Yüksek bir yere çıkıp hayır diye bağırmak istiyorum demek, Çukurova gibi rakımı 5 ile 23 arasında değişen yerlerde anlamlı, havalı ve kullanışlıymış. Zira tepelerden ve yokuşlardan oluşan memlekette bu girişim, nefesinin kesilmesi ve kendi terinde boğulmaktan başka bir sonuç elde etmene çok fazla imkan vermiyor.
(Evde denemeyin. Tepede de.)

Ki ben bir gün İstanbul'daydım, bir günden daha fazla İstanbul'daydım ama o gün daha çok İstanbul'daydım. Denizin kenarı ve sarı bir yerdi. Ya da bir zamanlar orası sarı bir yerdi, belki Van Gogh görse oradan da bir tablo patlatırdı. (Eminim kulağından ötürü orada esnafın "sen de eski kulağı kesiklerdensin ha eheheh" esprisine maruz kalır, diğer kulağını da bu yüzden keserdi ama konumuz bu değil.) Ben o sarı yere gelmiş, bizzat etraftaki yeşilliği gözyaşlarımla beslemiştim. Lakin Ziraat Mühendisi olmama rağmen konuya hakim olamadığımdan belki de fazla sulamanın etkisiyle çimlerin etrafında minik göletler oluşmuştu ki konumuz bu da değil. Konumuz şu ki ben o bir gün yine geçmişte yeşilliklerini beslediğim yerde çok sevdiğim bir teyzemle otururken yine karşı tepeleri gösterip şu en yüksek tepeye çıkıp hayır diye bağırmak istiyorum demiş, teyze de bu isteğimi ciddiye alıp, gayet hakikati arar ve hakikati arayanlara yol göstermek isteyen bir tavırla diğer tepe daha yüksek olabilir diyerek eliyle başka bir tepeyi göstermiş, tam gösterdiği yerde tepenin tepesinde duran elektrik direğini fark edince inceden teyzeyi gözlemlemiş, sonra teyzenin suratındaki masum ve benim aklımdan geçenlerle alakasız ifadeyi görünce direkle ilgili kaygılarımın tamamen benim içimdeki pislikten kaynaklandığını anlamıştım. (İçimdeki pisliği gören kişiler için tam bıraktığın yerden Allahu Ekber değil Tanrı Uludur, uludur Tanrı ve istemsizdir tebessüm tam da şu an.)(En fazla iki kişi anladı.)

Peki ben buraya nereden geldim?

Soğuk hava dalgası olmadığıma göre Balkanlardan gelmiş olamam. Ki küçükken çok sarışın da değilmişim. Ki biz ne küçükken sarışınlar gördük, büyüdüler ne oldu...

- Ee ne oldu?
- Masal.
- Başka?
- Şiir.
- Başka?
- Umuma açık alanda yazıyoruz, fazla zorlama!

Tanrı sizi, hiç Senâ'ya alıştırıp sonrasında -kısa süreliğine de olsa- onu alıp yerine Ali koyarak sınadı mı?

Sonra o Senâ'yı Adana sıcağında dergi taşımakla sınadığı gibi sınadı mı?

Peki, iki cümle önceki cümleyi okuduğu anda Ali'nin "Aaa gerçekten gonül koyacağım ama" sözüne mesken oldu mu kulaklarınız?

Ve hiç, aklınızdan cümleler seri şekilde akarken birden kayboldu mu ilhamınız hem de tam Ali'den bahsederken?
(Ali'yi tanıyanlar bunun da tesadüf olmadığını bilir. )

 Peki pat.. Pat... Pat... Beton makinesinin sesinden hoşlanan bakanın kafasını mengenede sıkıştırıp tam da en acı çektiği anda olduğu gibi üstüne beton döksek, filizlenmeyi kafasına koymuş bir tohum, o betonun içinden de çıkmayı başarabilir mi? Betonun içinde bakan kafası olmasına rağmen?

Bence teyze haklı. O tepe, diğer tepeden daha yüksekte.
Bence meteoroloji haksız, Ankara Adana'dan daha serin bir yerde değil. En azından bugün. Sözde Kuzey Irak bağımsızlık referandumuna referandum sınırları içinde olmamasına rağmen Kerkük'ü de dahil edenler, benim yazımı yazdığım Ankara'daki evimin salonunu da Adana'ya bağlamış olabilirler mi?

Ben şaşırmam.
 Ayrıca hiçbir zaman Amerikan uçaklarından medet umacak birisi olmadığım için yaşadığım mağduriyetin "hümanist ve sadece etnik insan sevici" kitlede hassasiyet yaratacağını sanmıyorum.


- Sen?
- Ben?
- Evet sen?

Ben zaten bu köyden değilim, Simge'nin doğum gününü kutlamak için buradan geçiyordum kısa vadede, uzun vadede ise Begonyalar kurumuş, onları temizleyip en ömürlüğünden Adana'dan ayarlattığım Frezya soğanları için ekim işlemi yapacaktım. Ziraat Mühendisi olduğumdan değil, sevdiğimden.

Size de böyle şeyler olmuyor mu?

- Olmuyor.

Olmasın da zaten.

Ama olmasa da unutmayın: Bu topraklarda şapka devrimini Kemalistler yaptıysa huni devrimini de yine Kemalistler yapacak!

Yapacak yapacak da yine öncelikli pilot bölgenin Kastamonu seçilmesi ne kadar doğru bir tercih olur, ondan emin değilim. Bu konuda daha "sahiplenici" önerim belli, tabi ki Mersin; kalbimin başkenti  ve aklını az ekmekle sıyıranların dergahı!

Matkap, hilti, amin!

MİSİLLEME KURŞUNKALEM
10 AĞUSTOS 2017 1555
Cebeci, Dikimevi, Ankara.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder