27 Haziran 2017 Salı

NEM KALDI - Misilleme Kurşunkalem



Sınav dönemi sınav dışında her şeyin cazip geldiği kıvamda yazman gerekenler dışında her şeyi yazdığın gece.

Adana sıcağı biz İstanbul'a gelmeden yarısını, biz Avcılar'a konumlanınca da sıcağın diğer yarısını getirmiş, gün boyu kesik elektrik, mağduruz.

Mağduriyetimize siyasi anlam yükleyemesek de tepeden tırnağa siyasi oysa. Fakat eğilimler Kemalizmden yola çıkıp o yolda da kararlılıkla yürüyünce somut bir karşılık bulamıyor bu dönem bu diyarlarda, neyse diyoruz, buna da şükür.

-Neye?
 diyor içimdeki ses de buna diyerek yapıyorum istemsiz el hareketi
'ni.

Duşta soğuk su ile uğurladığım sıcak yine deri altlarıma sızmış, tek lüksüm yine Senâ ve gazoz. Hayat acılarla dolu, evet bunu biliyorum da bunu her ortamda her evde her şehirde beni mağdur eden duş sistemleri üzerinden yapması, üstelik bak ne güzel duş sistemleri de var, suyun götü başı oynamıyor dememden hemen sonra olması, önce saatlerce gitmiş elektriğin ehehehe kıvamında geldiği yerden gidiyormuş gibi feyk atması, benim suratımdaki şakanın bitmesini bekleyen tebessüm, tebessümün sürmemeye başladığı yerde şakanın sürmeye devam etmesi ve şakanın şakalıktan çıkıp hayatın gerçeği olarak hayatına devam etmesi, "işte böyle karanlıklar içinde" benim derdimde duşa girerken düne kadar 2 bugün itibarıyla 3 tane olan koluma takılılar içinde tek çıkardığım öperek çıkardığım saç tokasını aramam, elimle koymuş gibi bulmam(belki de elimle koymuş olduğumdan), öperek geri yerine takmam(hem de yine o karanlıklar içinde) tam çıkmaya yeltendiğimde elektriğin gelmesi, tıpkı gün boyu kendileri evde yokken, yokluğunun kararlılığına bizleri ikna etmeye başladığından artık gelmeyecek diye çorabımın tekini dışarıya çıkma sürecinin bir aşaması olarak giyerken gelmesi(muhtemelen ehehehe tadında)gibi ve partinin burada bitmeyip, önce suyun tam ben köpüklüyken tamamen gitmesi, "böyle şeyler filmlerde olmaz mıydı" güdüsüyle gözümü açıp, Beren'den arakladığım göz yakmayan şampuanın göz yakıcı olması gerçeğiyle yakıcı bir biçimde yüzleşmem ve o anda "Ulan o zaman Beren'in de gözü yanıyordur" cümlesini aklımdan geçirmem, konuyu bahsettiğim Hande ablanın da "haa demek ki Beren doğru söylüyormuş"uyla iki cümlenin birbirine çak yapmak suretiyle şak diye ses çıkarması, her şeye rağmen enerjimi düşürmeyeceğim cümlesini kurmaya yeltendiğim her anda evrenin cümlemin noktasını enseme attığı şaplakla koydurması da ne bileyim, biraz şov gibi ama yine de sen bilirsin Tanrım.

Cümle çok mu uzun oldu?

O zaman okumayabilirsiniz.

Bir zamanlar beynini olmayan nizamiyede bırakmış hatunun birisi, alaycı bir tavırla yazılarınız çok uzun okuyamıyorum daha kısa olsa keşke demişti de ben de her 3 satırdan ikisini silip kalan bir satırları diğer iki satırların boşluklarını bile silmeden geri yollamış ve haneme en hak etmediğim teşekkürü koymuştum. (Bazen hayatın öznesine, yüklemine dahi sinen ama cezalı olduğu için öznenin "gizli" mahzenine kitlenen, bu sebeple de cümlelerin aralarında kendisinden bahsedilmeyen, ama tabi ki bu olmadığı anlamına gelmeyen insan ve lar vardır şüphesiz ama ben lar'ı tanımıyorum.Gizlinin öznesine em eklenir de gizi kalkar gizemi kalır.)

Bu ukala tavır mı?

Evet.

Nereden mi?

"Vallahi nemden."


Misilleme Kurşunkalem her seferde küllerinden doğuyorsa eyvallah da her seferde kül olmasının sebebi Adana ve varis ıcağı ise biraz üzülebilirim. Ama üzülmemem gerekir, çünkü ne demişti en tepelerden üniformalı bir hain, haine hain diyen kahramanlara, alaycı ve aşağılık bir tavırla: "Üzülmeyin, üzülürseniz büzülürsünüz."

Kendimi şiki şiki baba şarkısı eşliğinde konseptlenen minibüs gibi hissediyorum, tüyo misali ilham gelsin diye ama kaç kere söyledim, göğüs kafesimin ruhuma 3 beden küçük geldiği anlarda yazdığım yazılardan benim dışımdaki herkes keyif alabilir.

Ama benim dışımdaki.

(Belki içimdeki de)

Göz yakmayan denen ama göz yakan şampuanı yapan firmanın sahibinin küçük çocuğu yok mudur?

Ya da hiç çocuk olmamış mıdır?

Yoksa kendisi travmatik bir çocukluk yaşamıştır da bunun öcünü mü almaya çalışmaktadır?

Üstü açılır arabaların olduğu yerde üstü açılır odalar neden yoktur apartmanların içinde?

Neden sese en tahammülsüz olduğunuz anda gökten ses yağar nemle birlikte, gözlerden sesli nemler saçılır etrafa böylece?

AMA BÖYLE YAZI MODU İÇİN AÇTIĞIM ŞARKI LİSTESİNDE HER ŞARKIDAN SONRA REKLAM GİRERSE BEN KATİL OLURUM

İSTEMİYORUM ULAN TRİVAGO, BEN OTEL ARAMIYORUM AMA SEN BELANI ARIYOR OLABİLİRSİN, neyse sustum. Çünkü "sakin olmam lazım" ve takdir etmeli Tayfun.

Öfkeden arınmak için gazoz dolu bardağı kafanda kırmak sirtakiye mi dahil cinnete mi?

Avcılar'a giderken avlanmak diye bir tabir yoksa da bu tabirin oluşması aşamasından benden faydalanılıyor olabilir, üstelik fikrim bile alınmadan.

Olsun, hâlâ içindeki çocuğu öldürmeden elini kolunu camlardan dışarıya saçan güzel insanlar o güzel insanların kollarında da kendine dair bir şey arama çabası şimdilik kısa ve mutlu sonla biter.

Şarkıda "çok", "eşeklik" ve "susmak" cümleleri birbirine yakın seyreder de yakınlar neden bu kadar uzak olur uzaklarda yakınlara özlem sayıklatırken bilinmez.

Ve bir Mersinli için ağırdır elbet, artık yapamadığını onda yaz aylarını.
Ki onda yaz aylarını yapamadığı ondan uzak şehirlerde ondan daha az sıcak yerlerde fark etmek, hem dram hem alerjik reaksiyonların habercisidir.

Ankara'yı yaşanılır kılan nedir sorusunun yanıtıdır, bulunur, kurtaran, Haziran'da bile yorganla yatırabilen iklimi.

Ayrıca Haziran'da ölmekle zorlukta rekabete sokturan yaşamayı, iklimdir, nemdir, strestir, kısıtlı zaman ve kısıtlanmış hisler, eylemler bütünüdür.

Yazar sahneye perdenin açılıp kapanma zamanlamasını hesaplama gereği duymadan bir cinnet sonucu s-açılmış, bizzat perdeye dolanmak suretiyle bizzat kendi duyguları sayesinde etkisiz hale getirilmiştir.

Hatırlatın da
yok siz hatırlatmak yerine engel olun da
şair yazılmamış kitaplarını yakmasın,
hala gelmeyen mektupları avucunda buruşturanlara imrenerek.

Bu sıcak
ve bu soğuk
insana her şeyi yaptırır,
insanlaşmak da dahil.

Misilleme Kurşunkalem
28 Haziran 2017 0027
İstanbul, Avcılar.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder